Sayfa 6 Toplam 6 Sayfadan BirinciBirinci ... 456
Toplam 57 adet sonuctan sayfa basi 51 ile 57 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: KBB Hastalıkları !

  1. #51
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    TÜKRÜK BEZİ ENFEKSİYONLARI



    TÜKRÜK BEZİ ENFEKSİYONLARı

    Tükrük bezi iltihapları, Abseleşen ve abseleşmeyen ve özel tükürük bezi iltihabı şeklinde 3 tipde görülür.En sık görülen
    enfeksiyon Kabakulak (epidemik Parotit) tır.

    Kabakulak (Epidemik Parotit): Çoçukluk çağının en sık göerülen tükrük bezi
    hastalığıdır. Kuluçka süresi 14-21 gündür. Parotis isimli ve çenenin üstünde kulağın önünde yer alan tükrük bezinde şişlik, kızarıklık, kanal ağzında hafif bir
    şişme ve kızarıklık, kulak kepçesinin yer değiştirmesi gibi bulgulara sahiptir. Akıntı iltihap
    karakterde değildir. Ekşi gıdaların alınması ağrıyı arttırır. Olguların %30’unda ateş yoktur,
    %75’inde iki taraflı etkilenme vardır. Bir tarafın şişmesini takip eden 5 gün içinde diğer taraf ta
    şişer. Bazen çenealtı tükrük bezleride hastalığa eşlik eder. Kabakulak virüslerle oluşan bir
    enfeksiyondur. Etken paramikzoma grubuna ait nörotropik bir virus olup, 8. kafa sinirinde geri dönüşümsüz bir lezyon oluşturarak tek taraflı tama yakın bir sağırlığa yol açabilir. Pankreası
    tutarak şeker hastalığı , testisler veya yumurtalıkları tutarak kısırlık ve santral sinir sistemini tutarak
    menenjit yapabilir. Hastalığın 3-4. günlerinde kan ve idrarda amilaz miktarı maksimum düzeye
    ulaşır. Tedavi semptomatiktir ağrı kesici ateş düşürücü ilaçlar verilir. Ağrı azaltılır, ateş
    düşürülür.

    Diğer Viral Enfeksiyonlar: Sitomegalovirus, Coxackie A, Echovirus, İnfluenza virusu
    tükrük bezlerinde enfeksiyona neden olabilirler. Tedavi kabakulaktaki gibi semptomatiktir. HIV
    enfeksiyonu sıklıkla büyük tükrük bezlerinin tutulumu ile birliktedir. HIV için klinik şüphe
    olduğunda serolojik testler yapılır.

    Ani gelişen iltihaplı dişeti ve tükrük bezi infeksiyonu: Ağız içi boşluktan gelen bakterilerin
    oluşturduğu tükrük bezinin abseleşmeye meyilli enfeksiyonudur. Sıklıkla parotis bezinde gözlenir.
    En sık rastlanan etken Stafilokokkus aureusdur isimli bakteridir daha nadiren Streptokok, E.Coli, Hemofilus
    influenza görülebilir. Tükrük bezi aniden şişer ve ağrılıdır. Ateş ve beyaz kan hücrelerinde artma vardır. Parotis bezi
    tutlunca kulak kepçesi belirginleşir ve hastanın arkasından bakıldığında şişlik rahatlıkla
    farkedilir. Tükrük bezi elle muayenede hassasdır ve hamur kıvamındadır. Deride kızarıklık olabilir ve
    abseleşme varsa deri altında yumuşama hissedilir. Tükrük bezinin ağız içindeki kanal ağzına bakarken beze yapılan masaj ile pürülan
    akıntı geldiği izlenir. Enfeksiyon dış kulak yoluna atlayabilir.
    Hastada yüz felci olabilir. Derin boyun absesi ve göğüs boşluğu iltihabı gibi komplikasyonlar olabilir.
    Hastaların 1/3’ü ameliyat sonrası dönemde ağızdan gıda alımı kısıtlanmış ve elektrolit-sıvı dengesi bozulmuş
    hastalardır. Parotise yapılan masaj ile stenon kanalından ağız içine abse boşalımı izlenebilir. Tedavide
    bakterilere etkili yüksek dozda antibiyotikler verilir. Sıvı-elektrolit dengesi düzeltilir.
    tükürük bezi üzerine sıcak kompresler uygulanır. Siyalogoglar (%2’lik pilokarpin damlası verilir, çiklet
    çiğnetilir,C vitamini tabletleri veya limon emdirilir) ve ağız hijyenine dikkat edilir. Abse varsa,
    yüz siniri korunarak, yelpaze şeklinde kesi yapılarak abse boşaltılır
    Diğer yönlerden sağlıklı çocuklarda görülen parotisin süpüratif enfeksiyonu ayrı bir
    antitedir. Uygun antibiyotik tedavisi ve takip gerekir. Genelde adolesan dönemde semptomlar
    sonlanır ve nadiren cerrahi gerekir.


    Müzmin ve tekrarlayan dişeti-tükrük bezi iltihabı: En sık parotisde görülür. Altta yatan sebep olarak tükrük
    sekresyonunun azalması yada durması sorumlu tutulmaktadır. Klinik olarak hastada tekrarlayan, hafif ağrılı
    tükrük bezi şişmeleri söz konusudur. Şişliklerin arası birkaç hafta veya birkaç ay olabilir. Taş
    veya kolaylaştırıcı faktörler varsa bunlar tedavi edilmelidir. Yeterli sıvı alımı , bez masajları
    yanında akut ataklar sırasında antibiyotik kullanılır. Konservatif tedavinin yetersizliği halinde
    bezin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir.


    Çenealtı tükrük bezin müzmin ve daraltıcı iltihabı (Kuettner tümörü): Gerçek bir tümörden
    ayırtedilmesini zorlaştıracak şekilde Çenealtı bezde sertleşme ve büyüme görülür.
    Ayırıcı tanı ve histolojik inceleme için tükrük bezi çıkarılır ve böylece tedavi edilmiş olur.


    ÖZEL TÜKRÜK BEZİ İLTİHAPLARI:

    Tüberküloz (tbc): Parotis veya Çenealtı tükrük bezinde ağrısız bir şişlik olur.Enfeksiyonun primer yerleşim bölgesi akciğerlerdir:Röntgende kireçlenme
    gürülebilir. Akciğerlerde ve diğer organlarda Tbc aranmalıdır. Tedavi, anti-tbc ilaçlar ile yapılır.
    Enfekte lenf nodlarının ve tükrük bezlerinin fasiyal sinir korunarak çıkarılması gerekebilir.

    Aktinomikoz, kedi tırmığı hastalığı seyrek görülen özel tükrük bezi iltaplarıdır


  2. #52
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    Tükrük bezi iltihapları



    Tükürük Bezleri

    Ne Normal, Ne Anormaldir?

    Tükürük Bezleri Nerelerde Bulunur?

    Bezler ağız ve boğaz çevresinde yerleşmişlerdir. Başlıca tükürük bezleri parotis (kulak önünde), submandibüler (çene altında) ve sublingual (dil altında) bezlerdir.

    Hepsi de ağız içerisine tükürük salgılarlar. Parotis bezi üst azı dişlerin yanından, submandibüler bez dilin altında ön taraftan ve sublingual bez ağız tabanında birçok ufak noktadan tükürük salgılar.

    Bu bezlerle birlikte, dudaklar, yanakların iç kısmı ve ağız ile boğazın bütün yüzeylerinde yüzlerce ufak tükürük bezi bulunur. Tükürük bezleri, ağızınızı ıslak tutan, sindirimi başlatan ve dişleri çürükten koruyan tükürüğü salgılarlar.

    Anormal Bezlere Ne Yol Açar?

    Klinik olarak rahatsızlık oluşturan tükürük bezi anormallikleri şu şekilde gruplandırılabilir:

    1-Tıkanıklık

    Tıkanıklık, çoğunlukla taş oluşmasına bağlı olarak parotis ve submandibüler bezlerde görülür. Şikayetler tipik olarak yemek yerken görülür. Yemek yerken tükürük oluşması hızlanır fakat tıkanıklıktan dolayı akamaz ve bazen iltihabın da eşlik ettiği şiddetli ağrı ve şişliğe yol açar.

    2-Şişlik, Ödem

    Şayet taşlar tam olarak tıkanıklık meydana getirmemişlerse yemek yerken bezler şişer ve bir süre sonra yavaş yavaş inerler, ta ki bir sonraki yemeğe kadar. Biriken tükürük içerisinde mikroplar daha kolay ürerler ve daha şiddetli ağrı ve şişlik oluştururlar. Şayet yeterli sürede tedavi edilmezlerse apse oluşturabilirler.

    Bazı kişilerde tükürük bezlerinin ana kanalları anormal olabilir. Bu kanallar darlıklar yaratarak tükürük akımını azaltarak iltihap ve tıkanıklık şikayetlerinin oluşmasına yol açabilirler.

    3-İltihap

    En sık görülen tükürük bezi iltihabı parotis bezini etkileyen "kabakulak"tır. En sık çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülebilir. Mamafih bir yetişkinde parotis bezi bölgesinde bir şişlik olursa bunun tıkanıklıktan veya tümörden olma şansı daha fazladır.

    Kanal darlığından ve tükürük akımının azalmasından kaynaklanan iltihaptan daha önce bahsedilmişti.

    Komşu lenf bezlerinin iltihabından dolayı tükürük bezlerinde de ikincil iltihap olabilir. Bu lenf bezleri boğazın üst kısmında boğaz ağrısı sonrası görülen hassas lenf bezleridir. Bu lenf bezlerinin bir kısmı gerçekte parotis bezinin üzerinde, içerisinde ve altında veya submandibüler bezin yanında bulunurlar. Lenf bezleri iltihaplandığı zaman kızarıklık ve ağrılı şişlik oluştururlar. Lenf bezleri tümör ve ödem dolayısı ile de büyürler.

    4-Tümörler

    Tükürük bezlerinin birincil tümörleri başlangıçta çoğunlukla ağrısız şişme ile kendilerini gösterirler. Tümörler nadiren birden fazla bezde bulunurlar ve kulak önü, ağız içi, damak, ağız tabanı, yanaklar ve dudaklar üzerinde bulunabilirler. Bu şişlikler kulak, burun, boğaz ve baş-boyun cerrahları tarafından değerlendirilmelidirler.

    Büyük tükürük bezlerinin habis tümörleri hızlı büyürler, ağrılı olurlar ve o taraf yüz hareketlerini engelleyebilirler. Bu şikayetler hemen araştırılmalıdırlar.

    Tükürük bezleri bazı özel hastalıklarda da şişerler. Hastalarda genellikle göz ve ağız kuruluğu görülür. Buna eklem romatizması eşlik edebilir. Şeker hastalığı özellikle parotis bezinde şişliğe yol açabilir. Genellikle iki taraflı parotis bezi şişliği alkoliklerde de görülür.

    Doktorunuz Nasıl Teşhis Koyar?

    Tükürük bezleri hastalıklarının teşhisi dikkatli bir hikaye, fizik muayene ve laboratuar testleri ile konur. Büyük tükürük bezlerinde bir taş tıkanıklığından şüphe edilirse bezin açıldığı ağız uyuşturularak kanalı genişletilip taşın çıkıp çıkmadığına bakmak gerekebilir. Bu tür bir işlemden önce röntgen filmi ile kireçlenmiş taşın nerede olduğu tespit edilebilir.

    Şayet tükürük bezinde bir kitle tespit edilmişse, bilgisayarlı tomografi ile buranın röntgeninin çekilmesi yararlı olur. Bu tomografi ile kitlenin gerçekten tükürük bezinden mi yoksa komşu bir lenf bezinden mi kaynaklandığı bulunur.

    Birçok vak'ada muayene odasında yapılabilen ince iğne aspirasyon biyopsisi yardımcı olur. Bu testin doğruluğu % 80 ile 90 arasındadır. Kitleden cilt kesisi ile bir parça alarak incelenmesi, muayene odasında tavsiye edilmez. Parotis bezi ile birlikte seyreden yüz sinirinin hasar görme ihtimalindan dolayı açık biyopsi operasyon odasında yapılmalıdır.

    Tükürük Bezi Hastalıklarının Tedavisi

    Başlıca iki bölüme ayrılır: İlaçla ve operasyonla. Tedavi şeklinin seçimi problemin ne olduğuna bağlıdır. Şayet problem bütün vücut ile ilgili bir hastalıktan kaynaklanıyorsa bunu tedavi etmek lazımdır. Bu diğer branştaki hekimlerle konsültasyonu gerektirebilir. Şayet hastalık tıkanıklık ve iltihap ile ilgili ise antibiyotikler kullanılır. Bazen kanallara müdahale gerekir.

    Şayet tükürük bezinin içerisinde bir kitle oluşmuşsa bunun çıkartılması gerekebilir. Parotis bezi içerisindeki kitlelerin çoğu selimdir. Operasyon gerekince bu bezin içerisinden geçen yüz sinirine çok dikkat edilmesi gerekir. Parotis bezi içerisinde habis tümör varsa, yüz sinirinin büyük kısmına zarar verilmeden kitle çıkartılabilir. Operasyon sonrası sıklıkla radyasyon ctedavisi önerilir. Bu tedavi operasyondan tipik olarak dört ile altı hafta sonra başlanır bu sürede dokuların iyileşmesi beklenir.

    Ağız ve boğazdaki küçük tükürük bezleri için de aynı prensipler geçerlidir. Selim hastalıklar en iyi tek olarak başına operasyon ile tedavi edilirler, habis tümörler ise hem operasyon hem de radyasyon tedavisine ihtiyaç gösterirler. Şayet kitle tükürük bezinin konşuluğundaki bir lenf bezi kanseri ise o zaman tedavi şekli elbetti ki değişir. Bu tür bir tedavi yöntemi yine en etkin olarak kulak, burun, boğaz ve baş-boyun cerrahı tarafından yönetilebilir.

    Özet olarak, tükürük bezi hastalıklarının birçok sebebi vardır. Bu hastalıklar hem ilaçla hem de cerrahi olarak tedavi edilirler. Bu tür tedaviler bu alanda deneyimli kulak, burun, boğaz ve baş-boyun cerrahı tarafından gerçekleştirilir.

    Antihistaminikler, Dekonjestanlar ve

    Soğuk Algınlığı İlaçları

    Burun tıkanıklığı, dolgunluğu, sinüs problemleri ve soğuk algınlığı için kullanılan ilaçlar en sık kullanılan ilaçlardandır. Akıllıca kullanıldıkları zaman birçok kimseyi hayatları boyunca en az bir kere rahatsız eden ve birçok kimseye de sürekli sıkıntı veren şikayetlerin önüne geçebilirler.

    Bu gruptaki ilaçlar, alerjinin, üst solunum yolu enfeksiyonlarının (soğuk algınlığı, sinüzit gibi) ve vazomotor rinitin (ruhsal gerginlik, tiroid hastalığı, hamilelik ve diğer bazı sebeplerle ortaya çıkan burun tıkanıklığı gibi) şikayetlerinin düzeltilmesinde kullanılırlar. Alerjiyi, enfeksiyonu tedavi etmezler, sadece hastaya rahatsızlık veren durumları ortadan kaldırarak kişilere konfor sağlarlar.

    Antihistaminikler

    "Histamin", kişinin alerjik olduğu madde ile karşılaştığında veya iltihap durumlarında ortaya çıkan önemli bir kimyasal ajandır. Antihistaminikler histaminin etkisini önlerler ve böylece alerjinin oluşturduğu şikayetlere iyi gelirler. En iyi sonuç için bu ilaçlar alerji şikayetleri ortaya çıkmadan alınmalıdırlar.

    Antihistaminiklerin ortaya çıkardığı en sıkıcı yan etki "uyku hâli" vermeleridir. Bu durum gece yatmadan önce alındığında iyi olabilse de gündüz sıkıntı yaratabilir. Hatta bazen zararlı olabilir. Araba veya tehlikeli olabilecek makina kullananlara bu ilaçlar önerilmez. İlk dozlar en fazla uyku verirler, sonraki dozlarda biraz bağışıklık gelişir.

    Günümüzde yeni çıkan antihistaminik türleri ile kısmen de olsa bu şikayetlerin önüne geçilebilmektedir.

    Dekonjestanlar

    Burun ve hava pasajlarında bulunan dokudaki kan damarlarının şişmesi ile burun, sinüs ve göğüste oluşan tıkanıklığa "konjesyon" denir. Buradaki dokularda çok geniş kan kapasitesine sahip olan damarlar vardır. Daha önce bahsedildiği gibi "histamin" buradaki damarları uyararak genişlemelerine sebep olur.

    Dekonjestanlar ise kan damarlarının büzülmesine yol açarak hava pasajlarını yeniden açarlar.

    Dekonjestan ilaçların yan etkisi, kişide "sinirlilik hâli" yaratmalarıdır. Uykuya dalmada zorluk yapabilirler, kan basıncı ile nabız sayısını yükseltebilirler. Yüksek tansiyonu, kalp ritm (nabız) bozukluğu ve kalp rahatsızlığı olan kişilerde dekonjestanlar kullanılmamalıdırlar. Göz tansiyonu olan kişilerde de kullanılmamalıdırlar. Dekonjestan alan bazı hastalarda idrar yapmada zorluk olabilir. Hatta, zayıflamak için kullanılan ilaçların içerisinde dekonjestan maddeler de bulunabilir. Etkileri üst üste eklenmesin diye diyet ilacı kullananlarda dekonjestanlar veya dekonjestan kullananlarda diyet ilaçları beraber kullanılmamalıdırlar.

    Birlikte Kullanma

    Teorik olarak etkileri iyi dengelenirse, antihistaminiklerin verdiği uyku hâli dekonjestanların verdiği uykusuzluk ile giderilebilir. Bundan dolayı birlikte üretildikleri ilaçlar piyasada bulunmaktadır.

    Bir hasta bir ilaçtan aylar veya yıllar boyunca fayda görebilir fakat artık etkisi azalmışsa diğer bir ilaca geçerek onun etkisinden faydalanabilir.

    Herkesin bu tür ilaçlara verdiği cevap farklı olabileceği için kişi kendine iyi gelen dozu ayarlayabilir. Meselâ, antihistaminiği akşam, dekonjestanı sabah alabilir. Veya her ikisini de alır fakat akşamları antihistaminiğin dozunu artırabilir, gündüz tersini yapabilir.

    İLAÇ İYİ GELDİĞİ
    ŞİKAYETLER YAN ETKİLERİ

    --------------------------------------------------------------------------------

    Antihistaminikler Hapşırma
    Burun akıntısı
    Burun tıkanıklığı
    Göz kaşıntısı
    Konjesyon Sersemlik
    Ağız ve boğaz kuruluğu

    --------------------------------------------------------------------------------

    Dekonjestanlar Burun tıkanıklığı
    Konjesyon Uyarı
    Uykusuzluk
    Nabız artışı

    --------------------------------------------------------------------------------

    Birlikte Hepsi Az veya çok hepsi

    Soğuk Algınlığı İlaçları

    Dekonjestanlar ve antihistaminikler, "soğuk algınlığı" ilaçlarının vazgeçilmez içeriğidirler, fakat, kurutucu ajanlar, aspirin (aspirin türevleri) ve öksürük baskılayıcı maddeler de ilaçlara eklenmiş olabilir. Kişi, kendi şikayetlerine en uygun gelebilecek içeriği olan ilacı seçmelidir. Şayet ilacın üzerinde kmyasal maddeler ve neye iyi geldikleri tam olarak açıklanmamışsa, kişi bunları açıklamasını eczacıdan istemelidir.

    Burun Spreyleri

    Burun spreyleri, genel olarak iki gruba ayrılmaktadırlar. "Alerji, vazomotor rinit veya polip" için son zamanlarda piyasada bulunan ve hekim kontrolü altında uzun süre rahatlıkla kullanılabilen burun spreyleri vardır. Bizim burada bahsedeceklerimiz eskiden beri

    bilinip kullanılan dekonjestan (burun açıcı) burun spreyleridir. Burundaki kan damarlarını büzerek ani rahatlama sağlarlar. Fakat ağızdan alınan dekonjestanların aksine burun damarları üzerinde direkt etki yaptıkları için çok kuvvetlidirler ve birkaç saat sonra burun damarları refleks olarak tekrar genişlerler. Buna "rebound etki" denir. Kişi spreyi tekrar kullanma ihtiyacı hisseder ve bu kısır döngü devam eder gider.

    Yetişkinlerde bu etkinin ortaya çıkması yaklaşık bir hafta alsa da bebeklerde iki gün içerisinde gelişebilir. Bebeklerde 12 ilâ 24 saat bu damla kesildiğinde genellikle normale dönüş olur fakat yetişkinler hemen toparlamayabilirler ve ağızdan alınan dekonjestanlar veya kortizonlu burun spreyleri ile takviye edilmeleri gerekebilir. Hatta yıllar boyu bu spreyleri kullanan yetişkinlerde tedavi için burun içerisinden bir operasyon da yapılabilir. Bundan dolayı spreylerde şuna dikkat edilmesi lazımdır: "Bu ilacı üç günden uzun kullanmayınız."

    Dekonjestan özellikli burun spreyleri acil ve kısa süreli durumlarda tercih edilmelidirler.

    (Daha önce de belirtildiği gibi, bahsedilen bu durumlar "alerji, vazomotor rinit, polip" gibi durumlarda kullanılan burun spreyleri için geçerli değildirler.)

    Araç Tutması

    Araç Tutması Nedir? Bazı kimseler, uçakta, arabada, dönme dolaplarda bulantı hisseder hatta kusarlar. Birçok kişi botta, gemide aynı rahatsızlığı yaşar.

    Araç tutması, çoğunlukla sadece can sıkıcı bir durum olarak ortaya çıkar ve altında önemli bir hastalık yoktur; bazı yolcular ise kendilerini bu durumlarda hiçbir şey yapamayacak kadar kötü hissedebilir, hatta bu hisleri yolculuktan birkaç gün sonraya kadar sürebilir.

    Ne Yapabilirsiniz?

    1-Seyahat ettiğiniz araçta, vücudunuzun ve iç kulağınızın hissettiği yönü görmeye çalışınız. Arabada önde oturunuz ve ileriye, yola bakınız; gemide güverteye çıkarak ufka bakınız; uçakta pencere kenarına oturarak dışarıya bakınız. Uçakta, hareketin nispeten en az olduğu kanat üzerinde oturunuz.

    2-Araç tutmanız varsa, seyahat ederken okumayınız ve gidiş yönünün tersi yönde oturmayınız.

    3-Araç tutması olan yolcuya bakmayınız ve onunla konuşmayınız.

    4-Seyahatten hemen önce veya seyahat esnasında, size dokunan, sert kokulu, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden sakınınız. Halk arasında itibar gören "soda, gazoz, buzlu kola" gibi içeceklerin faydalı olduğu henüz tıp bilimince ispatlanmamıştır.

    5-Hekiminizin size tavsiye ettiği, araç tutması için olan ilaçlardan yolculuğa başlamadan önce alınız.

    Unutmayınız: Araç tutması vak'alarının çoğu, hafif ve tedaviye cevap veren türdendir. Fakat, ağır ve gitgide kötüleşen vak'aların, bu konuda uzman, kulak, burun, boğaz, denge ve sinir sistemi ile ilgilenen hekimlerden yardım alması gerekir.

    ANESTEZİ

    Anestezi (Narkoz), hastaların ağrı duymadan ameliyat olmasını sağlayan bir bilim dalıdır. Anesteziden korkmayınız. Anestezi, bayılmak değil kontrollü olarak bir anestezi uzmanı tarafından uyutulmak ve ameliyat bittikten sonra yine kontrollü olarak uyandırılmak demektir. Ameliyatınız süresince anestezi uzmanınız yanınızda olacak, solunum ve kalp başta olmak üzere tüm hayati fonksiyonlarınızı takip edecek ve ameliyat bitiminde uyandırıp yatağınıza gönderecektir.

    Ameliyat için gerekli testler, hastanın ve ameliyatın durumuna göre operatör doktor veya anestezi uzmanınız tarafından istenecektir. Ameliyat olacak kişi ameliyattan 6 saat öncesinden hiç bir şey yememiş ve içmemiş olmalıdır (aynı oruç gibi). 5 gün öncesinden sigara içiminin kesilmesinin ameliyat sonrası şikayetleri azaltacağını unutmayınız.

    Anestezi az veya çok; ağır veya hafif değil her zaman hastaya göre ayarlanır. Hastalar genellikle ameliyathanede ellerine takılacak küçük bir iğneden verilecek ilaçlarla uyutulur (Narkoz, maske, kara balon v.s. gibi şeylerle değil).

    Anesteziden çıkan hastalar ameliyattan sonra ilk saatlerde verilen ağrı kesicilerin etkisi ile uykuya eğilimli ancak sorularınıza cevap verecek, şikayetlerini söyleyebilecek halde olurlar endişelenmeyiniz.


  3. #53
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    Tinnitus kulak çınlaması


    Soru 1:. Tinnitus (Kulak Çınlaması) nedir?
    Cevap 1: Dışarıdan hiç bir ses veya elektriksel uyaran gelmediği halde kulakta veya başta işitilen çınlama, uğultu veya gürültü gibi her türlü sese Tinnitus diyoruz.
    Tinnitus, latince "tinnire" kelimesinden türetilmiştir. "Tinnire", çan çalmak, zil çalmak anlamlarına gelen bir sözcüktür. Tinnitus, tek başına bir hastalık ismi değil, işitme sistemindeki bir bozukluğun işaretidir; iştahsızlık, bulantı, karın ağrısı, başağrısı, başdönmesi, işitme kaybı gibi bir yakınmadır ve Kulak, Burun, Boğaz polikliniklerinde en sık duyulan yakınmalar arasındadır. "Tinnitus" kelimesinin karşılığı olarak "Kulak Gürültüsü" sözcükleri daha anlamlı olmasına rağmen, alışılmış olduğu için, "Kulak Çınlaması" terimi tercih edilmektedir.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 2: İnsanlık tarihinde, tinnitus ne zamandan beri biliniyor ve ne gibi bilgiler mevcut?
    Cevap 2: Tinnitus 5000 yıldan beri bilinmektedir. İlk çağlarda tanrıların veya kötü ruhların, bir hatasından dolayı kişiye kızması sonucu Tinnitusun meydana geldiği sanılırdı. Bu hurafelere inanarak adaklar ve kurbanlar kesilir ve Tinnitusun geçmesi beklenirdi. Tıptaki ilerlemenin çok yavaş oluşu yüzünden hurafeler asırlarca sürmüştür. Son 300 yılda her hastalığın bir biyolojik sebebi olduğu düşüncesi gelişmiş ve hastalıklarda gerçek tedaviye yaklaşılmıştır. Oysa bu düşünce 2500 yıl önce Hipokrat tarafından çok açık biçimde ortaya konmuştu. 4500 yıl önce yazılmış bir Mısır papirüsünde cadıların büyü yaptığı bir kulaktan söz ediliyordu. O zamanki ilk tedavi yaklaşımları kulağa bazı sıvılar akıtılması veya zehirsiz yılan derilerinin yakılmasıyla çıkan dumanın kulağa üflenerek cadıların kovulması ve büyünün bozulması şeklindeydi. Çok daha sonraları ( miladdan sonra 6. yüzyılda) yazılmış bir başka Mısır papirüsünde "Kulaklardaki gürültüler"den özellikle söz ediliyordu. Yüz yıl sonra Suriyelilerden kalan bilgilere göre tinnitusun tedavisi hastanın işittiği tinnitus seslerine göre değişiyordu. Bazı hastaların kulağına çeşitli sıvılar damlatılıyor, veya o sıvılarla ıslatılmış koyun yünü gibi maddelerle yapılmış tıkaçlar sokuluyordu. Bu yaklaşımın en önemli yanı, Tinnitusun bir hastalık olarak kabul edilmesi ve iyileştirilmesi için birşeyler yapılmaya çalışılmasıydı.
    16. yüzyıldaki inanışa göre, kafanın içinde sıkışıp kalmış hava dışarı çıkarken, çıkış hızına bağlı olarak çıkardığı ses Tinnitustu. Havanın sıkışıklığına göre Tinnitusun özelliği değişiyordu. Bu görüşten hareketle, kafatasından bir parça kemik çıkarılarak hava deliği açılmış ve sonuç, hastaların kaybedilmesiyle hüsran olmuştur. Ancak kulaktaki havanın emilmesi çabaları uzun yıllar sürmüştür.
    17. yüzyılda tinnitus tıp dünyasının ilgisini çekmeye ve çeşitli makaleler yayınlanmaya başlamıştır. 1683 te Du Verney tinnitusun kulak ve beyin hastalıklarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. 1727 de Wepfer bir makalesinde yüksek gürültülerin tinnitusu hafiflettiğini yazmıştır.
    18. yüzyılda dikkatlerin çoğu Östaki borusuna yönelmişti. Östaki borusu, orta kulak ile nazofarinks arasında hava geçişini sağlayan bir yapıdır. Nazofarinks soluk ile alınan havanın burundan sonra geçtiği yerdir. Östaki borusu normal olarak kapalı durur, sadece yutkunurken ve esnerken saniyenin onda biri kadar bir süre açık kalır.
    18. yüzyıl inanışına göre Östaki borusunun çeşitli sebeplerle hiç açılmaması orta kulağın havalanmasını önler ve tinnitusa neden olurdu.
    19. yüzyılda tinnitus konusunda pek az ilerleme oldu. 1821 de İtard, ve 1891 de McNaugton oldukça önemli çalışmalar yapıp yayınladılar. İtard maskeleme ile ilgili ilk ilkel yöntemlerden söz etti.
    1868 de Brenner statik elektrikle tinnitusu tedavi etmeye uğraştı ama başarısız oldu. Daha sonra McNaugton daha gelişmiş bir elektroterapi ile tinnitusu tedavi etmek istedi fakat sonuç tam bir düş kırıklığı idi.
    18. yüzyılda Avrupa'da insanlar ortalama 38 yıl yaşardı. Bizim hastalarımızın yaş ortalamasının 52 yıldır ve çoğunun tinnitusu 40-45 yaşları arasında başlamıştır. Dolayısiyle 18. yüzyılda tinnituslu hasta sayısı az olması ihtimali güçlüdür. O yıllarda tinnitus konusundaki talep azlığı bilimsel çalışmaların azlığının asıl nedeni olabilir.
    Tıptaki yetersizlik 17. yüzyılda tinnitus konusunda şarlatanların meydana çıkmasına yol açmıştır. Şarlatanlar yüzdeyüz tedavi vaadi ile para kazanırlar. O yıllarda İngiltere'de şarlatanlar pazar yerinde çadır kurup tedavi umudu satarlardı. İktidarların güç kaybedip kamu yönetiminin zayıfladığı zamanlar sayıları çoğalırdı. Hastalar tedavinin işe yaramadığını anladığında şarlatanlar çoktan uzak bir kasabaya gitmiş, başka bir pazar yerinde yararsız tedavileri satıyor olurdu. O zamanlar tinnitus hastaları hastaneye gitse ve "Kafamdaki gürültüler rahatsız ediyor" dese deli diye tımarhaneye kapatılma riskleri çok yüksekti. Hekimlerin söylediği tek şey ise " Tinnitusla yaşamayı öğren" yada " Onunla arkadaş ol" gibi sözlerdi. Oysa şarlatanların vaadettiği sahte tedaviler dayanılmaz cazibelere sahipti: Ucuz, %100 etkili , hiç tehlikesiz, Ayrıca her hastalık için geçerliydi. Tinnitus hastaları birkaç kez denedikten sonra bile belki yararı olur umuduyla çaresizlikle tekrar şarlatanların ellerine düşüyordu.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 3: Tinnitus yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir mi?
    Cevap 3: Tinnitus hastaları genellikle bu sorunun sadece kendilerinde olduğunu sanırlar ve başkalarına kulaklarındaki gürültüden bahsetmenin "deli saçması" sanılacağından korkarlar. Bu hastaların birçoğu gürültülü ortamda konuşmakta sıkıntı çeker. Bunun sonucu kalabalık yerlerden uzak dururlar ve bu davranış kendilerini başkalarından izole etme sonucunu getirir. Günümüzün toplumunda bu izolasyon bile yaşam kalitesini ciddi biçimde bozmaya yeterlidir.
    Bugüne kadar tedavi ettiğimiz hastalar arasında tinnitus yüzünden işitmeden tamamen vazgeçmeye hazır hastalar olduğu gibi intihardan sözeden hastalar da olmuştur. Bu hastalardaki tinnitusun bu kadar şiddetli rahatsız edici özelliği maskeleme yöntemiyle giderilmektedir.
    Tinnitus hastanın yaşamını tehdit eden bir hastalığın ilk veya en bariz belirtisi olmasa bile oluşturduğu psikolojik etkileriyle hastanın ve dolaylı olarak diğer aile fertlerinin yaşam kalitelerini ciddi biçimde kötüleştirebilir.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 4: Arasıra kulaklarımda bir çınlama oluyor. Bu bir hastalık belirtisimidir?
    Cevap 4: Hayır değildir. Söylediğiniz kadarıyla bu bir hastalık belirtisi olamaz. Tinnitus en çok kulakta bazen de başımızın herhangibir yerinde işittiğimiz çınlama, uğultu, tıkırtı, gürültü, hışırtı gibi seslere verdiğimiz isimdir. Tıptaki adı budur. Tinnitus çok yaygındır ve rahatsız etmedikçe sorun olarak kabul edilmemelidir. ABD'de 42.000.000 kişi rahatsız edici Tinnitustan yakınmaktadır. Tinnitus hiç nedensiz gelip gidebilir veya devamlı bir sesin varlığını duyabilirsiniz. Tinnitusun perdesi, kalın bir uğultudan çok ince bir ıslık sesine kadar değişebilir. Tinnitusu bir kulakta yada her iki kulakta birden duyabilirsiniz. Çınlama devamlı olduğu zaman can sıkıcı ve dikkat çekici olabilir. ABD'de 7.000.000 kişi rahatsız edici Tinnitus yüzünden yaşamlarını normal biçimde sürdürememektedir.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 5: İşitme sisteminin periferik ve santral bölümü ne demektir? Santral ve periferik tinnitus ne demektir?
    Cevap 5: İşitme ve denge sistemi
    a-Kulak
    b-Sinir bağlantıları
    c-Beyindeki merkezlerden oluşur. Bu sistem geleneksel olarak periferik ve santral diye iki anatomik bölgeye ayrılır. Periferik: Dışta kalan, santral: merkezi demektir. İşitme sinirinin beyin sapına girdiği noktada periferik kısım biter ve santral kısım başlar.
    Periferik Kısım:
    Dış + Orta + İç Kulak,
    İşitme Siniri
    Santral Kısım:
    Beyin sapı ve beyindeki İşitme Yolları
    Subkortikal ve kortikal İşitme Merkezleri
    Tinnitus iç kulakla ilgili olduğunda periferik, beyinle ilgili olduğunda santral diye nitelendirilmektedir. Santral ve periferik tinnitusu birbirinden ayıracak bir test henüz yoktur. Eğer bir kişi tinnitus ve işitme kaybına neden olan yüksek gürültüye maruz kaldıysa, hasarın yeri nedeniyle tinnitusun periferik olduğu düşünülebilir. Fakat bu gibi durumlarda bile tinnitusun beyinde oluşma ihtimali vardır. Tinnitusun işitildiği yer de bu konuda yardımcı olmaz. Örneğin başta işitilen tinnitus, muhtemelen her iki kulaktaki tinnitusun birbirine eşit oluşundan kaynaklanabilir. Buna benzer bir etki, stereo müzik setlerinde balans ayarının sola yada sağa kaydırılmasıyla sesin geldiğini sandığımız noktanın sola yada sağa kayması ile gösterilebilir
    Soru 6:. Kulak nasıl çalışır?
    Cevap 6: Kulak üç ana bölümde incelenirşekil.1)
    Dışkulak,
    Ortakulak
    İçkulak
    1-Dışkulak, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşur. Kulak kepçesi sesleri toplayarak dış kulak yoluyla kulak zarına gönderir. Kulak kepçesi tam karşımızdan gelen sesleri diğer yönlerden gelen seslere göre daha kuvvetli işitmemizi sağlar. Böylece bir sesin geldiği yönü kolaylıkla saptayabiliriz. Dış kulak yolunun hemen giriş kısmında küçük kıllar ve serümen salgı bezleri vardır. Bunlar tozların içeri girmesini önler. Özellikle balmumuna çok benzeyen serümen salgısının kötü bir pislik olmadığını, kulak için toz, mikrop ve mantarlardan koruyucu özellikleri olduğunu bilmek gerekir.
    2-Orta kulak: kulak zarı, çekiç-örs-üzengi kemikçikleri zinciri, östaki borusu ve orta kulak boşluğundan oluşur. Orta kulağın işi, dış kulaktan gelen seslerin oluşturduğu zar titreşimlerini kemikçikler yoluyla içkulağa aktarmaktır. Vucuttaki en küçük üç kemik olan çekiç-örs ve üzengi kemikleri, eşşiz birer sanat eseridir ve işlerini kusursuz yaparlar. Sadece esnerken ve yutkunurken açılan östaki borusu orta kulağın havalanmasını ve kulak zarının her iki tarafındaki basıncın hep aynı olmasını sağlar.

    3-İçkulakta işitme ile ilgili koklea (cochlea) ve denge ile ilgili yarım-daire-kanalları vardır. Koklea latince salyangoz gibi demektir ve biçimi nedeniyle bu adı almıştır. Koklea içindeki 20 000 kadar "işitme hücreleri" (=saçlı hücreler) ortakulaktan gelen ses titreşimlerini elektriksel uyarılara çevirerek işitme sinirini (=koklear sinir) uyarır ve sesin beyine gitmesini sağlar.


    Şekil 1: Dış kulak, orta kulak ve iç kulağın basitleştirilmiş çizimi



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 7: İşitme sistemi nedir?
    Cevap 7: İşitme sistemi dışkulaktan beyinin işitme alanına (=akustik korteks) kadar olan tüm yapıları kapsar (şekil 2). İşitme siniri ve yaptığı bağlantılar bu yapıya dahildir. İşitme sistemi beynin diğer yapılarıyla çok zengin bağlantılar içerir. Kulak ses titreşimlerini sezer ve sinir uyarılarına çevirerek beyne yollar. Gerçek ses algılaması beyinde olur. Örneğin komadaki bir hastanın kulağı çalışır fakat ses algılaması olmaz.
    Şekil 2: Bir kulağın kokleasından işitme korteksine kadar olan işitme bağlantılarının basitleştirilmiş çizimi




    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 8:. Tinnitusun sebepleri nelerdir?
    Cevap 8: Subjektif tinnitusun çok değişik sebepleri olabilir ve bazılarının hiç önemi yoktur.
    Örneğin çoğu kez kulak kiri diye adlandırılan fakat aslında kulağın koruyucu salgısı olan serümenin kulak yolunu tıkaması geçici ve en basit Tinnitus sebebidir. Serümen salgısı dış kulak yolunda tabii olarak üretilir ve miktarı bazı kişilerde gerçekten çok fazladır. Serümenin birikerek dışkulak yolunu tıkaması en basit tinnitus ve işitme kaybı sebebidir. Dışkulak yolunun derinlerine itilen bir pamuk parçası da aynı etkiyi yaratır. Bazı kişiler bunu kulağı temizlemek için yaparlar. Ucu pamuklu çubuk, saç tokası veya kibrit çöpü gibi araçlarla kulağı temizleme gayretlerinin sonu hemen hemen daima serümenin, dışkulak yolunun zara yakın kısımlarında birikip, tıkamasıdır. Eğer kurcalamazsanız kulağınız kendi kendine temizleyecek yapıdadır. (şekil 3)


    Şekil 3: Kulak zarı üzerine konulmuş bir çini mürekkep noktasının, derinin en üst tabakasının göçü yoluyla kulak dışına taşınması


    Tinnitus bazen enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, ve orta kulak kemikçiklerini hareketsizleştiren otoskleroz ve timpanoskleroz gibi hastalıkların bir semptomu olabilir. Tinnitus bazen bir akustik tümör veya baş ve boyundaki damarlardan birinin anevrizmasının (=damar duvarının hastalıklı şekilde balon gibi genişlemesi) bir semptomu olabilir. Bu her iki patolojik (hastalıklı) durum da yaşamı doğrudan tehdit eder. Bu sorunlar genellikle bir miktar işitme kaybına da yol açar. Allerji, yüksek veya düşük tansiyon, tümör, şeker hastalığı, tiroid hastalıkları, baş ve boyun travmaları, aspirin ve benzeri ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar, çeşitli antibiyotikler, bazı sedatif/antidepresan ilaçlar da bazen Tinnitus sebebi olabilir.

    Özellikle aspirin çok tüketilen bir ilaçtır ve arasıra hiç akla gelmeyecek bir isim altında da satılıyor olabilir. Örneğin:

    Alca-C
    Alcacyl
    Alcaseltzer
    Asinpirin
    Babyprin
    Ceperla
    Coraspin
    Dispril
    Dolviran
    Ecoprin
    Entersal
    Nötras
    Sedergine Upsa
    Tedavi her durumda farklı olacaktır. Tinnitusun sebebinin aydınlatılması ve varsa tedavisi için konuya ilgili bir KBB uzmanına başvurmanız gerekir.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 9: Tinnitusun tedavisi nedir?
    Cevap 9:. Bir hastalığın tedavisi ya küratif veya semptomatik olur. Küratif tedavide hastalığa yol açan etkenler ve mekanizmalar düzeltilerek tedavi sağlanmaktadır. Semptomatik tedavide ise hastalığın yol açtığı sonuçlar ve yakınmalar giderilerek veya azaltılarak tedavi sağlanır. Tinnitusun küratif tedavisi, tinnitusa yol açan özel sebebin tanımlanması, yerinin saptanması ve düzeltilmesi ile sağlanır.
    Tinnitusa yol açan tedavi edilebilir hastalıkların tedavisi öncelik taşır. Subjektif tinnituslu hastaların %5 kadarında tinnitusa neden olan hastalık teşhis edilip iyileştirilir ve Tinnitus geçer. Geriye kalan %95 hastada, subjektif tinnitusun etkeni bulunamadığı için, sebebe yönelik bir tedavi yoktur.
    Tinnitus için herhangi bir cerrahi tedavi de henüz bulunamamıştır. İşitme sinirinin kesilmesi veya iç kulağın tamamen çıkarılması, Tinnitusu yok etmek şöyle dursun daha çok artırmaktadır.

    Tinnitusun nedenlerini araştırmak birçok tetkik ve analiz gerektirir. %90 Hastada işitme bozukluğu ile birlikteliği dışında bir bağlantı saptanamaz. İç kulaktaki işitme hücrelerinin bozukluğu günümüzde iyileştirilememektedir. Birçok ilaç Tinnitusu tedavi ettiği iddiasını çok zayıf olarak taşımaktadır. Fakat hafif ve orta derecede rahatsız edici tinnitusta, tam açıklanamamış bile olsa muhtemel etyolojiye dayanan bir ilaç tedavisi başarılı olabilir.

    Tinnitusun semptomatik tedavisinde tinnitusun sebebi saptansa bile düzeltilemediği için hastanın şikayetlerini azaltacak veya mümkünse yok edecek şekilde davranılır. Amaç, tinnitusun hastayı rahatsız etmesini önlemektir. Günümüzde tinnitusun tüm tedavi yöntemleri semptomatiktir. Maskeleme tedavisi günümüzde tinnitusun en etkili ve güvenilir tedavi yöntemidir.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 10: Tinnitusun maskelemeyle tedavisi yöntemini kim ne zaman bulmuş ve uygulamıştır?
    Cevap 10: Bugün kullandığımız anlamdaki maskeleme yöntemini bulan ve uygulayan Amerikalı bilim adamı Jack Vernon'dur. Vernon ve ekibi, Tinnitusun maskelenmesi konusundaki bilgilerin çoğunu, tarihte kalmış ve unutulmuş önceki çalışmalardan habersiz üretmiştir. Fakat Vernon'a göre bu konunun mucidi Dr. Jean-Marie Gaspar İtard'dır; çünkü resmi literatürde tinnitusun tedavisinde maskelemeyi ilk anlatan ve kullanan odur. Tüm bu tarihsel bilgiler, Vernon'un tinnitusun tedavisi konusunu işleyip uygulayarak güncelleştirmesiyle araştırılmış ve yıllar sonra gün ışığına çıkmıştır.
    Modern otoloji (Kulak hastalıkları Bilimi) İtard'ın "Kulak ve İşitme Hastalıkları" kitabının yayınlanmasıyla 1821 yılında başladı denilebilir. Bu kitabın 21 sayfası tinnitusa ayrılmıştır.
    İtard, tinnitusun tibbi bir sorun olduğunu, nedenlerinin araştırılmasını ve eğer bulunabilirse tedavisinin öncelik taşıdığını belirtmiştir. Bu görüş günümüzde de doğrudur. İtard o devirde, rahatsız edici tinnitusun ilaç ve cerrahi tedavilere cevap vermediğini işaret etmiştir. İtard'ın inancına göre tinnitusa dışarıdan verilen seslerle müdahale etmek ve örtmek en etkili tedavi yöntemidir. Ona göre dış sesler yani maskeleyen sesler tinnitusa benzemelidir. Örneğin, eğer hastanın tinnitusu çok ince bir sese benziyorsa alevli bir şömine ateşine yaş veya ıslatılmış odun atılması ve çıkan seslerin dinlenmesini önerdi. Yaş odunun yanarken çıkardığı hışırtı sesleri tinnitusu maskeleyen seslerdir. Eğer hastanın tinnitusu kalın bir sese benziyorsa ateşe kuru odun atılmasıyla çıkan seslerin dinlenmesinin yararlı olacağını yazmıştır.

    İtard'ın tavsiyesi ile bir tinnitus hastası kadın bir un değirmeni yakınına taşınarak maskeleme tedavisi sağlamıştır.
    Ne yazıkki İtard yaşadığı yıllarda bugün bizim yararlandığımız teknolojiden yoksundu.
    Soru 11: Tinnitus tedavisi ile ilgili gelişmeler ümit verici mi?
    Cevap 11: Evet. Son yıllarda Tinnitus konusunda çok yoğun araştırmalar yapılmaktadır. 1976 yılına kadar subjektif tinnitusun tedavi edilemeyeceği söylenirdi. Ancak 1977 yılında J.A.Vernon'un yayınladığı akustik maskeleme işlemlerinin başarısı tinnitusa olan ilgiyi artırmıştır. Tinnitus, mekanizmasının ve küratif tedavisinin bulunabilmesi amacıyla yılda 100'den fazla makalenin yayınlandığı, yeni fikirlere ihtiyaç duyulan bir araştırma konusudur. Tinnitusu konu alan araştırma yayınlarının sayısı, 1955-1974 yılları arasında 524, 1975-1995 yılları arasında ise 1841'dir. Profesyonel dergilerdeki bu tebliğlere ilaveten 1979-1995 yılları arasında her dört yılda bir gerçekleştirilmiş olan "Uluslararası Tinnitus Semineri"nin her birindeki tebliğler, kitaplar halinde yayınlanmıştır. Tinnitusa profesyonel ilginin artışını kısmen bu seminerler sağlamıştır. 1995 Temmuz ayında Amerika Birleşik Devletleri'nde Oregon / Portland'da yapılmış olan Beşinci Uluslararası Tinnitus Semineri'nde Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsünde gerçekleştirilmiş olan "Bilgisayarlı bir sistem kullanarak Maskeleme yöntemiyle Tinnitusun Tetkik ve tedavisi" konulu bir çalışma tebliğ edilmiştir. Günümüzde tinnitusun tedavi yöntemleri azdır ve her hastaya denenmelidir.
    Ülkemizde de tinnitusla ilgili araştırmaların artacağına kuşkumuz yoktur. Daha çok araştırmacı tinnitus çalışmalarına katıldıkça tedavi yöntemleri gelişecektir. Buluşların çoğu, bilimsel çalışmalar yapılırken tesadüfen bulunur. Fakat hiç kimsenin çalışmadığı bir konuda tesadüfi bir buluş bile beklenemez.
    P. Jastreboff'un geliştirmekte olduğu hayvan modeli iyimser olmak için diğer bir nedendir. Hayvan modeli, tinnitusun sırlarının açılması için önemli bir anahtardır. Hayvanlarda tinnitus oluşturduktan sonra herhangi bir ilacın veya yöntemin etki mekanizması hızlı ve güvenli bir şekilde araştırılabilir. İnsanlarda bu tür çalışmalar çok yavaş ilerlemekte veya hiç mümkün olmamaktadır.
    Geçmiş yıllarda tümüyle ihmal edilmiş olan tinnitus çözülemeyecek bir sorun değildir.



    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 12: . Maskeleme yöntemiyle Tinnitusun tedavisi nedir?
    Cevap 12: . Tinnitusun maskeleme tedavisi, uygun bir maskeleme sesiyle tinnitusun işitilmez hale getirilmesidir. Maskeleme her tinnitus hastasına iyi gelecek diye bir kural yoktur. Fakat maskeleme tedavisi işe yaradığı zaman hastayı başka türlü başedilemeyen tinnitustan kurtarır.
    Maskeleme şu nedenlerle işe yaramaktadır:
    a. Maskeleme sesi genellikle bir dar band gürültüdür. Dar band gürültüleri dinlemek saf sesleri işitmekten çok daha hoştur. Bazı hastalar dar band sesleri dinlendirici diye nitelendirir.

    b. Hasta tinnitustan rahatsız olduğu zaman maskeleme sesini kullanabilir, sürekli kullanması gerekmemektedir. Bu kullanım süresi çoğu kez günde 2-3 saati geçmemektedir.

    c. Maskeleme sesi monoton, anlamsız, bilgisayarla üretilmiş hafif bir sestir.

    d. Monoton, hafif ve anlamsız dış sesler çok çabuk ihmal edilir. Bu ihmal etme olayı çok önemlidir. Herhangi bir anda çevrenizi dikkatlice dinlerseniz ne kadar çok sesin var olduğunu fakat ihmal ettiğinizi hemen fark edersiniz.

    Tinnitusu örten maskeleme sesi ihmal edilince tinnitus da ihmal edilmiş olur ve işitilmez. Maskelemenin çalışıp çalışmadığı hemen belli olur. Bazen hastanın alışması için bir-iki hafta kadar denemesi gerekebilir.
    Patolojik (hastalıklı) bulgu saptanmamış çok rahatsız edici tinnitusu olan hastalara "Akustik Maskeleme Tedavisi" uygulanan ilk tedavi yöntemi olmalıdır. Tinnitusun maskelenmesi beş değişik biçimde uygulanabilir:


    Hastaya Özel hazırlanmış Maskeleme Sesi Kasetleri
    Tinnitus Maskerler
    Birleşik Tinnitus enstrümanları ( masker + işitme cihazı)
    İşitme Cihazları
    Düşük Seviye Beyaz Gürültü Üreteçleri
    Her hasta için özel hazırlanmış maskeleme seslerinin kaydedilmiş olduğu kasetler, sese istediğimiz özelliği en gelişkin bilgisayarları kullanılarak sağladığımız için, amacımıza çok uygundur ve diğer yöntemlerle kıyaslanamayacak kadar ekonomiktir. Bu iş için gerekli bilgisayarlar ve donanımları zaten elde mevcut olduğu için maliyete etkisi azdır.
    Hasta, kendisi için hazırlanmış kaseti rahatsız olduğu zaman, istediği süre boyunca ve tinnitusu maskeleyen en az ses seviyesinde dinler.
    Maskelemenin mekanizmasının basit ve muhtemel bir açıklaması şöyledir: Bir ses uyaranının verilmesi periferik ve santral işitme sistemindeki sinir liflerini çalıştırarak kullanır. Maskeleme sesinin aynı zamanda verilmesi aynı sinir liflerininin tümünü çalıştırıp kullanabilir. Sinir lifleri maskeleme sesi tarafından meşgul edilirken geriye ses uyaranını taşıyacak sinir lifi kalmaz ve böylece maskeleme olayı oluşur. Kısmi maskelemede ses uyaranı azalmış olarak işitilir. Burada muhtemelen maskeleme sesiyle meşgul edilmeyen az miktardaki sinir lifleri ile sesin işitilmesi sağlanır.

    Tinnitusun maskelenmesi de benzer şekilde olabilir. Fakat tinnitusla ilgili sinir liflerinin yeri, gerçek iki ses arasında oluşan maskelemede işe karışan sinir liflerinden değişik yerlerde olabilir. Bu yer, tinnitus frekansıyla da değişebilir. Maskeleme sesi kesildiğinde maskeleme işlemi sona erer.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 13: . Maskeleme yöntemiyle tedavinin işitme sistemine zararlı etkisi var mıdır.?
    Cevap 13: Hayır, yoktur. Uygun maskeleme sesi henüz işitilmeye başlandığı seviyede bile etkili olmaya başlar. Tinnitusu örten maskeleme sesi genellikle 5-10 desibeli aşmayan çok hafif bir sestir ve hiç bir zararlı etkisinin bulunmadığı bilimsel yöntemlerle gösterilmiştir.


    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 14: Tüm detaylı araştırmalara rağmen nedeni bulunamaz ise Tinnitusu azaltmak için kendi kendimize birşeyler yapabilir miyiz?
    Cevap 14: Herşeyden önce işitme sistemimizin vucutta bulunan en hassas ve nazik sistemleren biri olduğunu bilmek gerekir. İşitme siniri, iç kulakta koklea adı verilen salyangoz görünüşlü kısımdan çıkarak beyin sapına girdikten sonra, çeşitli çekirdeklerde çoğalarak ilerler ve beyin kabuğunda işitme bölgesine varır. İşitme sisteminin kulaktan sonraki kısmı genel merkezi sinir sisteminin bir parçası olduğu için kişinin endişeleri, stresi ve yorgunluğu işitmesini de etkiler.
    Bu etkilenme diğer duyular için de geçerlidir.
    Bu nedenle
    Yükses ses ve gürültüden uzak durunuz.
    Tansiyonunuz yüksek ise normale gelmesini sağlayınız.
    Tuzdan uzak durunuz.
    Kafeinli ve aspartamlı ilaç ve yiyecek-içeceklerden sakınınız. (çay, kahve, kola, çikolata)
    Günlük jimnastik yapınız.
    Uygun istirahat yapınız. aşırı yorgunluktan sakınınız.
    Nedeni araştırıldığı halde bulunamadığı için tinnitusun önemli bir hastalık belirtisi olmadığını bilerek rahatlayınız.
    Beceremezseniz tinnitusa ilgi duyan bir KBB uzmanına baş vurunuz.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 15: Tinnitus niçin yaşlılarda daha çok oluyor?
    Cevap 15: Tinnitus çoğu kez iç kulakta işitme sinirinin liflerinin bağlı olduğu işitme hücrelerinin (=saçlı hücrelerin) hasar görmesinden kaynaklanır. İç kulaktaki bu işitme hücrelerinin sağlığı iyi işitebilmemiz için son derecede önemlidir. Her ne şekilde olursa olsun işitme hücrelerine verilen zarar, işitme kaybına ve çoğu kez ilaveten tinnitusa neden olur. Presbiakuzi adını verdiğimiz işitme kaybı ileri yaşlarda ortaya çıkar ve genellikle tinnitusa neden olur.
    Presbiakuzi günümüzde küçümsenemeyecek bir sorundur ve gelecek yıllarda hiç kuşkusuz daha da önemli olacaktır. Amerika'da bulunan 20 milyon işitme sorunlu kişinin yüzde yetmişbeşinin yaşları 55'ten yukarıdadır. Günümüzde 80 yaşın üzerindeki kişilerin miktari neredeyse katlanarak artmaktadır. 2030 yılında nufusun üçtebirini yaşlılar oluşturacaktır ve bunların %70 kadarında işitme sorunu olacaktır. Bu tür işitme sorunu olan her 3 kişiden ikisinde tinnitus olduğu, ayrıca normal işitenlerde de tinnitus olabildiği hesaba katılırsa meselenin boyutu ve anlamı kestirilebilir.
    Soru 16: Tinnitus yüzünden tamamen sağır olur muyum?
    Cevap 16: Hayır. Tinnitus bugüne kadar hiçbir hastada sağırlığa yol açmamıştır. Her 100 tinnitus hastasının 90'nında işitme azlığı vardır. Objektif sensöriyal işitme kaybı genellikle tinnitus ile birlikte bulunduğu için tinnitusun üretildiği anatomik yerin, işitme kaybına neden olan etkenin anatomik yeri ile aynı olduğu kabul edilir. Bu ispatlanmamış bir varsayımdır. Fakat klinik olarak işitme kaybına neden olan etkenin tinnitusa da neden olacağını kabul etmek, hatta işitme kaybının tinnitusa deden olduğunu söylemek yeterli bir açıklama olabilir.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 17: Tinnitusun cerrahi tedavisi var mıdır?
    Cevap 17: Ne yazık ki hayır. Tinnitusun sebebi bulunsa ve ameliyat yapılarak tedavi edilse bile tinnitus devam edebilir. Örneğin tinnitusun nedeni otoskleroz hastalığı ise cerrahi tedavi ile işitme azlığı %80 - %90 hastada düzelir; fakat ameliyat olmuş hastaların %30'unda tinnitus devam eder.
    Bizim hastalarımızın bir kısmı (%9.8) tinnitusun bitmesi karşılığında işitmeden tamamen vazgeçmeye razıdır ve bu tür bir ameliyata hazırdır. 1970 ve 1980 yıllarında işitme sinirinin kesilmesiyle tinnitusun duracağı sanılmış ve ABD' de birçok hastaya uygulanmıştır. Fakat ameliyatlardan 1-2 ay sonra her 4 hastadan üçünde tinnitusun eskisinden daha çok olarak geri geldiği saptanmış ve bu ameliyatlara son verilmiştir. Daha sonraki yıllarda yapılan çalışmalarda ortaya çıkan tarihsel bilgilerde 1928 yılında tinnitus tedavisi için orta ve iç kulağın tamamen boşaltıldığı fakat sonucun tehlikeli ve şaşılacak düzeyde etkisiz olduğunun yazıldığı saptanmıştır. Tinnitusun denenmiş ve başarısız olduğu tespit edilmiş diğer cerrahi tedavi yöntemleri şunlardır:
    Stellate ganglion blokajı veya kesisi
    Bademcik ameliyatı
    Timpanik pleksus ( orta kulağın iç duvarındaki sinir ağı) kesisi
    Denge siniri ile yüz sinirinin arasındaki bağlantının kesilmesi

    Tinnitusu başlatan sebep kulakta çok bariz bile olsa o sebebin yok edilmesi Tinnitusun duracağı anlamına gelmemektedir.




    --------------------------------------------------------------------------------

    Soru 18: Tinnitus hastaları, tinnituslarını dış çevrede mevcut seslerden en çok hangilerine benzetiyorlar?
    Cevap 18: Bu benzetme kişilerin yaşadığı çevreye ve aldıkları eğitime göre değişmektedir. Örneğin, kırsal yörelerde yaşayanlar dere, çay ve ırmak sesini, İstanbul'da yaşayanlar su kesikken musluktan çıkan sesi çok iyi tanırlar. Sanayi kesiminden bir işçi basınçlı bir kazandan kaçan buhar sesini iyi bilir.
    Bizim hastalarımızın benzetmeleri çokluk sırasıyla şöyledir:
    1."sss" sesi diye tarif edilen ince uğultu
    2. Ağustos böceği sesi
    3. "Çınlama" diye tarif edilen diyapazon sesi
    4. Akan su sesi
    5. Çağlayan sesi
    6. Kaynayan su sesi
    7. Kuş ötüşü
    8. Islık
    9. Kalın uğultu
    10. Motor sesi


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 19: Tinnitustan rahatsız olan bir kişinin doktoruna gidip bunu anlatması saçmalık olur mu?
    Cevap 19: Hayır, mutlaka söylemelidir. Aksi takdirde tinnitus hiç dikkate alınmayacaktır. Hasta Tinnitustan rahatsız olduğunu belirttiği halde hekimi bu konuda hiç bir şey yapılamayacağını söylerse o hekimin tinnitus konusuna ilgisiz olduğu sonucuna varılmalıdır. Hekim en azından bir başka hastalık için yararlı olacak ilaçların ototoksik (kulağa zarar veren) olmamasına dikkat edecektir. Tinnitus hastalarının tinnitusu çoğaltan bu ototoksik ilaçlar konusuna duyarlılık göstermeleri son derecede önemli olabilir.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 20:.Sigaranın tinnitusa etkisi varmıdır?
    Cevap 20: Evet. Sigara içmek tinnitusu artırabilir. Sigara içmeyenlerin sigara içilen ortam havasını solumaları da aynı etkiyi yaratabilir
    Soru 21: Önümüzdeki yıllarda tinnitus tamamen yok edilebilir mi?
    Cevap 21: Tinnitusla ilgili araştırmalar 1980'li yıllarda çoğalmaya başlamış ve 1990'lı yıllarda giderek yoğunlaşmıştır. Ülkemizde de Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsünde bir Tinnitus araştırma ekibi tarafından çalışmalar yapılmaktadır.
    Tinnitus hastalarının çoğunun bu araştırma sonuçlarının klinik uygulamalarını sabırsızlıkla beklediklerini biliyoruz. Fakat tinnitus gerçekten zor bir konudur ve gelişmeler ne yazık ki yavaş olmaktadır. Asıl zorluk tinnitusun objektif olarak ölçülememesidir. Ölçülemeyen ve tartılamayan bir olayın değerlendirilmesi ve tedavisi de zor olmaktadır. Yakın geçmişe bir göz atarsak, ilkin çok heyecan verici ve parlak gözüken birçok yöntem ve ilacın, zaman içinde elendiği ve yararsız olduğu saptanır.
    Günümüzde tinnitusun ana tedavi yöntemi, 1976'dan beri kullanılmakta olan ve zamanın imtihanında elenmeyen "Akustik Maskeleme Yöntemi"dir. Bu yöntemle semptomatik tedavi yapılmaktadır.
    Tinnitusu ve nedenini ortadan tamamen kaldıracak küratif tedavi için yürütülmekte olan araştırmaların başarılı olmasını ve Tinnitusun küratif tedavisinin bulunduğunu bildiren çok değerli makalenin yayınlanmasını beklemekteyiz.
    Tinnitus hastalarının desteği ve baskısıyla daha çok araştırma yapılacak ve sonuçlarından yararlanılacaktır.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 22: Gingko Biloba ilacı hakkında bilgi verirmisiniz?
    Cevap 22: Tinnitusu etkin olarak bastıran ve anlamlı bir yan etkisi olmayan ideal bir ilacın bulunması için araştırmalar sürüyor. Denenen birçok madde arasında bir Çin ağacının ekstresi, Gingko Biloba Ekstresi dikkat çekmektedir. Ülkemizde bu ilaç "Tebokan" ve "Craton" adları altında tablet ve damla biçimlerinde üretilmektedir. Bu ilacın Tinnitus üzerine etkisini bildiren çeşitli yazılar değişik ülkelerde yayınlanmıştır. Bu yazıların sonuçları, ilacın tinnitusu :
    a. Hiç etkilemediği
    b. Çoğalttığı
    c. Daha tahammül edilir biçime getirdiği
    d. Azalttığı
    e. Tamamen yok ettiği
    şeklinde farklılıklar göstermektedir.
    Gingko'nun tinnitusu etkileme mekanizmaları bilinmemektedir.
    Hayvanlar üzerinde yapılmış deneyler Gingko'nun işitme sisteminde metaboik aktiviteyi azalttığını göstermiştir. Tinnitusun, işitme sistemindeki yerel bir metabolik aktivite artışıyla birlikte olduğu yönünde görüşler vardır. Gingko, metabolik aktiviteyi azaltırken tinnitusun azalmasına da yardımcı olabilir.
    Gingko, kalsiyum homeostazını da artırır. P. Jastreboff'a göre kalsiyum homeostazı da tinnitusunun oluşmasında rol aldığı için Gingko'nun bu yönden etkili olabileceği düşünülebilir. P. Jastreboff, düzenlediği hayvan deneylerinde salisilat ile tinnitus oluşturmuş ve Gingko'nun dozuna bağlı bir tinnitus azalması yapabileceğini ileri sürmüştür.
    J.Vernon, yürüttükleri çalışmaların sonucunda Gingko Biloba'nın kronik tinnitus üzerinde hiç etkisi olmadığını bildirmiştir.
    Bizim hastalarımız arasında da, tinnitus tedavisi için hekimlerce verilen bu ilacı aylarca kullandıktan sonra yararlandığını belirten bir kişi bile yoktur.
    Günümüzde, tinnitusun tedavisinde yararlı olduğu gösterilmedikçe, hiç bir ilacın tinnitus tedavisi için kullanılmaması en doğru davranıştır.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 23: Kulağımdaki çınlamayı başkaları da işitebilir mi?
    Cevap 23: Genellikle hayır. Sadece hastanın işitebildiği Tinnitus türlerine "subjektif tinnitus" diyoruz. Fakat bazen Tinnitusun belli türleri başkaları tarafından da işitilebilir. Bunlara objektif tinnitus denir.
    Objektif tinnitus hem hasta hemde hekim tarafından işitilebilen seyrek rastlanan bir semptomdur. Objektif tinnitusa neden olan hastalıklar, işitilebilecek kadar güçlü ses üreten mekanizmalardan birisini harekete geçirir.
    Objektif tinnitusun sebepleri 2 grupta toplanabilir:
    a. Kulağın çevresinde bulunan kan damarlarındaki anormallikler
    b. Kulakta çıtırtı ve tıkırtı şeklinde ses veren ritmik kas kasılmaları.
    Objektif Tinnitusun tedavisi çoğu kez sebebe yönelik olarak yapılabilir. Kafa içi damar anormallikleri ve yumuşak damak kaslarının hızla kasılıp gevşemeleri, dışarıdan işitilebilen objektif tinnitusların en sık rastlanan türlerindendir.
    Örneğin, bir bayan hastanın tinnitus şikayeti bebeğini kaldırırken başlamıştı. Yaptığımız araştırmalar sonucu kafaiçindeki bir atardamardan bir toplardamara fistül (anormal bağlantı) gelişmiş ve bu bağlantıdan hızla toplardamara geçen kan akışının sesi hasta tarafından "tinnitus" olarak işitiliyordu. Bu anormal bağlantı selektif embolizasyon adı verilen işlemle kapatıldıktan sonra hastanın tinnitusu son buldu.
    Kafa içinde dura mater'in (beyin zarı) arteriyovenöz fistülleri rastlandığında önce tedavinin gerekli olup olmadığına, eğer gerekli ise cerrahi ve damar içinden uygulanan tedavilerden hangisinin kullanılacağına karar vermek gerekir. Bu karardan sonra olgunun damarsal anatomisi araştırılır. Nörolojik sorunu ilerleyen veya kafa içi kanaması olan hastalarda tedavi gereği kuşkusuz vardır.
    Her dural (beyin zarı) arteriyovenöz malformasyon beyin kanaması gibi ağır nörolojik sorunlara sebep olabilir. Fakat Lateral-sigmoid sinüsleri (kulağa bitişik büyük bir kafa içi toplar damarı) tutan arteriyovenöz malformasyonlar en az nörolojik soruna yol açar. Dural arteriyovenöz malformasyonların tabii seyri oldukça değişkendir. Bazı lezyonlar yıllarca selim semptomlara neden olabilir. Spontan regresyon (kendiliğinden gerileme) veya tromboz (pıhtıyla tıkanma) seyrek değildir.
    Lateral-sigmoid bölgedeki fistüller, dural arteriyovenöz fistüllerin çoğunu oluşturur. Bu olgular genellikle gece rahatsız eden tinnitus yakınmasıyla başvurur. Sadece tinnitustan rahatsız olan ve bu yüzden yaşam kalitesi bozulan hastalarda tedavi gereği vardır.
    Kas Kaynaklı Objektif Tinnitus için Tedavi Yöntemleri:
    1. İlaçla tedavi: Başarı ihtimali azdır.
    2. Akustik maskeleme: Hiçbir yan etkisinin olmaması nedeniyle kas kaynaklı Objektif Tinnitus tedavisinde hemen kullanılabilir. İngiltere kaynaklı tebliğlere göre 3-4 ay süren akustik maskeleme tedavisi ile palatal myoklonus, olguların yüzde atmışında tamamen durmaktadır.
    3. Cerrahi Tedavi: Orta kulakta bulunan Stapedius ve tensor timpani kaslarının tendonlarının her ikisinin birden kesilmesi ve işlem esnasında stapes tendonunun bir kısmının kesilerek çıkarılmasıdır.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 24: Yüksek ses ve gürültü Tinnitusa neden olabilir mi?
    Cevap 24: İnsanlar endüstri devriminden beri yüksek gürültülü çalışma ortamları oluşturmuşlardır. Aşırı gürültü günümüzde hem tinnitusun hemde işitme kaybının bilinen sebeplerinin en önde gelenidir. Bir konserden sonra kulağın iki gün çınlaması, gürültülü işyerinden çıkınca kulağın bir saat çınlaması işitme sisteminde oluşan genellikle gelip geçici bir hasarın işaretidir. Vucudun diğer sistemlerinde ağrının verdiği uyarıyı işitme sisteminde muhtemelen tinnitus vermektedir. Toplumumuzda birçok kişi yüksek gürültünün kulağa, daha genel olarak işitme sistemine verebileceği zarardan habersiz ve kaygısız gözükmektedir.
    İş yerlerindeki yüksek gürültü iyi bilinen bir konudur. Fakat küçük iş yerlerinde hiçbir tedbir alınmadığını biliyoruz. Çok yüksek seste çalınan müzik, bayramlarda çocukların patlatmaktan büyük zevk aldığı çatapat ve ses bombalarının satışının uygulamada hiç kısıtlanmamış olması artık dikkatimizi çekmesi ve ilgilenmemiz, müdahale etmemiz gereken konulardır. Büyük çocuklarda ve gençlerde yüksek seste müzik dinlemenin yaygınlığı, toplumun bu genç kesiminde kulak bozukluklarının en yaygın sebebi olarak gözükmektedir. Stereo kulaklıklar, minik bir kaset-çalar ile bile kullanılsa kulaklara zararlı olabilecek kadar yüksek ses verebilme yeteneğindedirler. Bunların bilinmesi, önlenebilir oluşları nedeniyle çok önemlidir. Ses bombası niteliğindeki çatapatların ise hiçbir eğlendirici yanı bulunmadığı için yasaklanmasının şart olduğunu sanıyorum; çünkü bu yüzden kulak zarları yırtılan çocuk ve erişkinler KBB polikliniklerine başvurmaktadır.
    Telefon veya değişik müzik aletleri şeklindeki gürültü makinalarının bebeklerin ve küçük çocukların kulaklarını bozabileceğini annelere hatırlatmak isterim.
    Çeşitli eğlence etkinliklerinden kaynaklanabilecek gürültülere karşı gerekli ve yeterli önlemlerin alınması için yetkililere elimizden gelen baskıyı uygulamalıyız.
    3000-6000 Hz arası frekanslardaki işitme bölgesi gürültüden en çok etkilenen alandır. İşitme koruyucuları kullanılmazsa ve yüksek gürültüye maruz kalınırsa işitmeye en büyük zarar bu bölgede oluşur. Bu naziklik dış kulağın etkisi sonucudur. İnsanlarda dış kulağın rezonansı (boyutları nedeniyle tabii titreşime eğilimi) 2000-4000 Hz arası frekanslardaki sesleri kuvvetlendirir.
    En yüksek işitme kaybı, gürültü frekansının 0,5 ile 1 oktav üzerinde meydana gelir. Bu nedenle kapatılmamış kulaklarda en büyük işitme kaybı 3000-6000 Hz bölgesinde olur. İnce seslerin az işitilmesi, gürültüye bağlı işitme kaybının ilk belirtisidir. Korti organının dış saçlı hücreleri ve özellikle ince sesleri işiten bölgedekiler şiddetli gürültüye karşı dayanıksızdır. Oysa bu dış saçlı hücreler, insan işitme sisteminin ince seslere çok keskin seçiciliğinde çok önemlidir. Bu hücrelerin zarar görmesi durumunda kişinin ince sesleri birbirinden ayırdetmesi zorlaşır. Bunun anlamı, kelimelerdeki sessiz harflerin çoğu anlaşılamayacak demektir. Kelimeler işitilir fakat algılanamaz.
    Alçak frekanslı gürültüler daha az zarar vermesine karşın daha geniş bir alanı etkiler. Bu yüzden alçak frekanslı gürültülerin sebep olduğu yaygın işitme kaybı, yüksek frekanslardan daha çok zorluğa neden olabilir.
    Elektrik motorları, trafolar, fanlar, ısıtma-soğutma-havalandırma sistemleri gibi endüstri cihazları 300-3000 Hz bölgelerinde yüksek gürültü üretirler. Bu nedenle bir fabrikada günde 4 saatten çok çalışanların kulaklarının korunması çok önemlidir.
    Ayrıca alçak frekanslı darbe gürültüleri de (tabanca, tüfek, top,bomba, vs.) işitmeye çok büyük zarar verebilir.




    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 25: Tinnitusun bizim toplumumuzdaki yaygınlığı ne kadardır?
    Cevap 25: Bildiğimiz kadarıyla bu konuda ülkemizde yapılmış bir araştırma yoktur. Bizim yapmış olduğumuz bir çalışmada hastaneye herhangi bir nedenle gelen kişiler arasında Tinnitusun yaygınlığı araştırılmıştır. Bu araştırmanın amacı, kurulmaya çalışılan Tinnitus Kliniğinin iş yoğunluğunu kestirmek ve donanımını planlamaktı. Bu araştırmanın sonuçlarını tüm nüfusa genellemek mümkün değildir.
    Diğer ülkelerde yapılmış araştırmaların sonuçlarını bizim toplumumuza uygularsak ülkemizde 3.000.000 cıvarında tinnitus hastası olduğu sonucuna varırız.
    Soru 26: Tinnitus ile ağrı arasında benzerlik var mıdır?
    Cevap 26: Evet. Ağrı diğer sistemler için ne ise tinnitus da işitme sistemi için odur. Tinnitus, ağrıya benzer olarak, bazı şeylerin yolunda gitmediğini belirten bir işarettir. Tinnitusun akut (kısa süren) ağrıdan farkı, başlatan neden ortadan kalksa bile çoğu kez devam etmesidir.
    İlk ağrı kaynağı iyileştikten sonra kronik (uzun süren) ağrı duygusunu devam ettiren somatosensuar merkezi sinir sisteminin kapasitesi hakkında çok araştırma yapılmıştır. "Merkezi ağrı", "deafferantasyon ağrısı", "fantom (hayalet) ağrı" gibi konuları içeren kronik ağrının sinirsel mekanizmalarını açıklayan çeşitli makaleler yayınlanmıştır. Tüm bu yayınlardan biliyoruz ki somatosensuar sistem ağrı duygusunu devamlı sürdürebilir.
    Somatik ve işitme duyu sistemleri arasında çok ilginç benzerlikler vardır. Kronik tinnitus kronik ağrıya birçok yönlerden benzer. İlgili afferent ( merkeze duyu taşıyan) sinirin kesilmesi yada uyuşturulması tinnitusun veya ağrının duyulmasını durdurmaz.


    --------------------------------------------------------------------------------



    Soru 27: Rahatsız edici Tinnitusun yaygınlığı (prevalansı) nedir?
    Cevap 27: Çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre Rahatsız edici Tinnitusun yaygınlığı (prevalansı) Amerika Birleşk Devletlerinde genel nufusun yüzde dörtbuçuğudur. Nufusu 250 milyon olduğuna göre Amerika'da 11,25 milyon tinnitus hastası vardır. Amerikan Tinnitus Birliği'ne göre bu sayı 12 milyondur. İngiltere'de de bu oran hemen hemen aynıdır. Tinnituslu hastaların %12,3 ü ( 1,4 milyon) 55 ile 74 yaşları arasındadır. Vernon'a göre bu oran %54,4 tür ve buna göre 50 yaşından büyük 6 milyon kişide Rahatsız edici Tinnitus vardır. Bu hastalar tedavisiz kalmaktadır. Burada sözü edilenler ciddi tinnitusu olan hastalardır. Bu hastalar tinnitus yakınmasıyla defalarca K.B.B kliniklerine ve diğer hekimlere başvururlar ve çare ararlar.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 28: Hafif tinnitus ile ciddi tinnitus arasındaki fark nedir?
    Cevap 28: Hafif tinnitus ya sadece zaman zaman duyulur ya da sessiz bir yerde işitilir. Çoğu kez Tinnitusun daha çok artmayacağının yada sağırlığa sebep olmayacağının hastaya açıklanması yeterli olur. Tinnituslu hastaların %80'inde hafif Tinnitus vardır. Tinnitusun hafif veya ciddi olduğunu saptamanın tek yolu ayrıntılı alınmış tibbi hikayenin değerlendirilmesidir. Hafif Tinnitus, placebo etkisine açıktır, verilen ilaçların çoğu ile iyileşir ve maskeleme tedavisi gerektirmez.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 29: En çok hangi kulak hastalıkları tinnitusa neden olur?
    Cevap 29: Genel olarak iç kulağı tutan tüm hastalıklar tinnitusa neden olabilir. En sık rastlananlarını şöyle sıralayabiliriz:
    1. Gürültünün oluşturduğu işitme kaybı
    2. Presbiakuzi (yaşlılık sağırlığı)
    3. Akustik travma
    4. Meniere Hastalığı
    5. Otoskleroz
    6. Ani işitme kaybı
    7. Kafa travması


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 30: Tinnitus sebebi olabilen Otoskleroz nasıl bir hastalıktır?
    Cevap 30: Devamlı ve giderek çoğalan bir tinnitusa neden olan Otoskleroz, iç kulağın kemik kısımlarına odaklar halinde oturan bir hastalıktır ve nedeni bilinmez. Hastalarda önce bir kulakta yavaş ilerleyen işitme kaybı oluşur. Çoğu hastada zamanla diğer kulak ta etkilenir. Hastalık otoskleroz odağının yerleştiği yere göre şikayetlere yol açar. Odyogramda görülen İşitme kaybı, %80 hastada iletim türü, %15 hastada karışık, %5 hastada nörosensoriyal türdedir. Ağrı ve akıntı hiç olmaz. Hastalık klinik olarak %20 ihtimalle soyaçekim gösterir. Üzengi (stapes) kemiğinin tabanındaki ses ileten özel eklem, orada biriken kemiksi otoskleroz odaklarıyla sabitleşir ve sesi iletemez.
    Teşhis: Otoskleroz, hastanın işitme azlığı ile ilgili anlattığı deneyimlerinden tanınabilir. işitmesi yavaş yavaş azalan ve az işiten başka akrabaları da olan bir kişide muhtemelen otoskleroz vardır. Öntanı, işitme ölçümü ile desteklenir. Kesin tanı, kulağın ameliyat esnasında açılması ve otoskleroz odağı yüzünden stapes (üzengi) kemiğinin hareketsizliğinin görülmesi ile konur.
    Tedavi: Otoskleroz için 3 tedavi seçeneği vardır.
    1. Takip: Hafif işitme kayıplarında tedavi gerekli olmayabilir. Bu durumda işitme testleri her yıl yapılmalıdır.
    2. İşitme Cihazı: Bu hastalık için kabul edilebilir bir tedavi yöntemidir. Ameliyat olmamak üstünlüğü vardır. Fakat otoskleroz süreci ilerler ve iç kulağı tutabilir. Hasta işitme cihazını devamlı kullanmak zorunda kalır.
    3. Cerrahi tedavi: Dış kulak yolundan uygulanır. Kulak zarı arka-üst taraftan kaldırılarak öne yatırılır.Stapes (üzengi) kemiğinin dokunmakla kımıldayıp kımıldamadığı kontrol edilir. Sabit ise tedavisi, üzengi kemikciği yerine küçücük bir protez takmaktır. (şekil 4). Protez, inkus (örs) kemikçiğini iç kulağa birleştirerek sesin iletileceği zinciri tamamlar.




    Şekil 4: Otosklerozlu bir hastada stapes kemiği yerine takılmış protezin görünüşü

    Bu ameliyatın adı üzengi tabanının kısmen yada tamamen çıkarılmasına göre, stapedotomi ve stapedektomidir. Her kulak hastalıkları uzmanı hekimin yapabildiği incelikli bir ameliyattır. Başarısı %80 den fazladır. Ameliyat olan hastaların %75'inde tinnitus etkilenmez, %8 inde tinnitus yok olur, %16 sında tinnitus artar, %3'ünde tam sağırlık ortaya çıkar. Görüldüğü gibi stapedektomi (ameliyatı) sonucu tinnitusun geçeceğini söylemek zordur. İlk tedavi seçeneği olan ameliyatı kabul etmeyenler işitme cihazından yararlanır.
    Son söz: Otoskleroz hastalığında ameliyat Tinnitus için değil sadece işitme kaybını düzeltmek için yapılır.

    Soru 31: Trafik kazası gibi darbeler sonucu oluşan iç kulak sarsıntısı tinnitusa neden olur mu?
    Cevap 31: Röntgen ve muayene sonuçları normal olduğu halde trafik kazası, düşme vs. sonucu kafaya gelen şiddetli darbeler sonrası iç kulak bozukluğu ortaya çıkabilir. Bu bozukluğun belirtileri:
    Tinnitus,
    İşitme kaybı (özellikle 4000 Hz cıvarında) ve
    Dengesizliktir.
    Zamanla şikayetler azalır fakat tinnitus çoğu kez tam geçmez.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 32: Sıklıkla Tinnitus sebebi olabilen Presbiakuzi (=Yaşlılık Sağırlığı) nasıl bir hastalıktır?
    Cevap 32: 18. yüzyılda Avrupada ortalama insan ömrü 38 yaştı. Oysa günümüzde yaşayan 80 yaşını aşmış birçok kişi var. Yaşama koşullarının geliştirilmesi sonucu sağlanan bu yaşlı nufustaki artış, presbiakuzi sorununu giderek büyütmektedir. Yaşlılara en çok sıkıntı veren sorun, işitmedeki bozulma (presbiakuzi) sonucu çevreye ilgi ve bağlantının azalmasıdır.
    Yaşın, işitme kaybı üzerinde önemli bir etkisi vardır. İşitme kaybı, 50 yaşın üzerindeki yaşlarda hızla artar. Örneğin, daha iyi işiten kulakta 45 dB'den fazla işitme kaybı, 18-30 yaşlar arası nufusun binde ikisinde bulunurken 71-80 yaş arası nufusun binde 176 ' sında bulunur.

    Şekil 5: 45 dB ve daha çok işitme kaybının çeşitli yaş gruplarındaki prevalansının yüzdeleri


    55 yaşından büyük birçok kişi hafif işitme kaybından yakınır ve konuşmalar esnasında bazı kelimeleri anlayamaz, kaçırır. Yaşlılık sağırlığı her iki kulakta olur, eğilimi olan kişilerde daha ağır bir tablo ile ortaya çıkar
    Yaşlanma sonucu muhtemelen kanlanmanın yetersiz kalmasıyla:
    1. İşitme hücrelerinin sayısı azalır, yüksek frekans işitme kaybı oluşur.
    2. İşitme sinirinin liflerinin sayısı da azalır.
    Presbiakuzida işitme kaybı:
    a. Sensörinöraldir, giderek ilerler.
    b. Yüksek frekanslarda daha çok olur.
    c. Konuşmayı işittiği halde anlaması zorlaşır. Böyle kişilere net, açık, yavaş ve bağırmadan konuşmak gerekir.
    Tinnitus, presbiakuzide çok rahatsız edici bir sorun olabilmektedir.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 33: Meniere Hastalığı nedir? Tinnitussuz olur mu?
    Cevap 33: Tanımı gereği Meniere Hastalığında tinnitus daima olur. Nedeni henüz aydınlatılamamış olan Meniere Hastalığında
    a. Baş dönmesi
    b. İşitme kaybı
    c. Tinnitus
    d. Kulakta dolgunluk veya basınç duygusu
    yakınmaları hep bir arada nöbetler halinde gelir. İlk üç yakınmadan bir tanesinin eksik olması halinde Meniere Hastalığı tanısı konamaz. Meniere Hastalığında ilk dönemlerde baş dönmesi hemen hemen daima en önde gelen şikayettir. Her nöbetten sonra hem işitme hem de baş dönmelerinin şiddeti azalır. Yıllar sonra Meniere Hastası karşımıza baş dönmeleri bitmiş, işitmesi ileri derecede bozulmuş, fakat tinnitustan aşırı şikayetçi bir halde gelir.
    Bu hastalar maskeleme tedavisinden çok yararlanır.
    Soru 34: Akustik tümör nedir?
    Cevap 34: Akustik tümör, sekizinci kafa çifti adı da verilen "işitme ve denge sinirinden" çıkan selim bir tümördür, tüm kafa içi tümörlerin ondabirini, serebellopontin açı bölgesinde oluşan tümörlerin yarısını oluşturur. Tinnitus Akustik tümörde ilk ortaya çıkan işaret olabilir. Denge bozukluğu, telafi edildiği için, akustik tümörde bariz değildir. Tinnitus, tek taraflı işitme azlığı, hafif dengesizlik şikayetlerinden yakınan her hastada Akustik tümörün bulunmadığı mutlaka saptanmalıdır. Akustik tümörün erken dönemlerinde önce tinnitus, sonra işitme kaybı, sonra denge bozukluğu şikayetleri ortaya çıkar. Akustik tümör büyük hacimlere ulaştığında yüzde ağrı ve his azalması, konuşmada çeşitli bozukluklar, bayılma nöbetleri v.s. görülmeye başlanır. Geç saptanan Akustik tümörlerde hastanın kaybı büyük olur.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 35: Ani işitme kaybı nasıl bir hastalıktır?
    Cevap 35: İşitme sisteminde birkaç günde, odyogramda üç komşu frekansta en az 30dB işitme kaybı meydana gelmesine Ani İşitme Kaybı denir. Kulağın "acil" hastalıklarından biridir. Sağırlık hafif, orta veya çok ağır olabilir. Genellikle tek taraftadır. Sebebi bilinmez ise de viral iç kulak enfeksiyonu olduğu sanılmaktadır ve ona uygun acil tedavi uygulanır. Ani işitme kaybında tinnitus çoğu kez ilk farkedilen rahatsızlıktır. Bu hastaların başka sağlık sorunları genellikle yoktur. Ani işitme kaybı her üç hastadan ikisinde iyileşir. İyileşenlerin %70 inde tinnitus şikayeti devam eder. Maskeleme tedavisiyle başarılı sonuçlar alınır.

    Soru 36: Akustik travma nedir?
    Cevap 36: Akustik travma, çok kısa süreli ve çok şiddetli gürültünün sebep olduğu sensörinöral işitme kaybıdır. Top, tüfek, tabanca gibi ateşli silahlar ve patlayıcıların yaptığı gürültü Akustik travmaya neden olabilir. Bazı kişiler için tek bir patlama sesi dahi Akustik travma oluşması için yeterlidir. Genellikle patlayıcı ne denli güçlü ise sağırlık o denli çok olur. Kapalı ortamlardaki patlamalar açık havadakinden daha zararlıdır. Su altı patlamaları su içindeki kulağa havadakinden çok daha fazla zarar verir.
    İşitme kaybı, 5500Hz gibi yüksek frekanslarda birden başlar. Tinnitus şikayeti hemen hemen daima vardır.
    Akustik travmadan korunmak için parmaklarımızla kulaklarımızı tıkamak yeterlidir.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 37: Gürültünün yol açtığı işitme kaybı nedir?
    Cevap 37: 85 dB'den yüksek ve uzun süren gürültü ve seslerin sebep olduğu sağırlıktır. İç kulak hasar görür. Tinnitus daima vardır. Süre ile sağırlık doğru orantılıdır. Hassas kişiler daha çok zarar görür. ( örnek: dokumacıların sağırlığı, rock'n roll müzisyenlerinin sağırlığı ). Bu tür işitme kaybı ilk zamanlar 1 saatten 2 haftaya kadar uzayabilen bir süre içinde iyileşme gösterir. Yıllar içinde gürültü devam ederse sağırlık artar ve devamlı bir hal alır. işitme kaybı 2000-6000 Hz arasında herhangi bir frekansta olabilir. En sık 4000 Hz te olur. Uzun süren gürültülerden gençler az, yaşlılar çok etkilenir. Tinnitus yakınması bu tür sağırlığı olan çoğu kişide ortaya çıkar.
    Gürültünün sebep olduğu sağırlık, gürültüyü veya maruz kalınan süreyi azaltarak önlenebilir.
    Bir işyerinde gürültüyle mücadelede, sırasıyla:
    1. Gürültüyü kaynağında azaltmaya çalışmalı
    2. Gürültünün size ulaşmasını önleyecek engeller yapılmalı
    3. Bir günde gürültüye maruz kalınan süreyi, izin verilebilir süreye azaltmalı. İş yerinde gürültünün çokluğuna göre izin verilebilir süreler aşağıdaki tabloda sunulmuştur:

    Tablo: Belli ses seviyelerinde izin verilebilir çalışma saatleri

    90 dB 8 saat
    92 dB 6 saat
    95 dB 4 saat
    100 dB 2 saat
    105 dB 1 saat
    110 dB 30 dakika
    115 dB 15 dakikadan az


    4. Gürültüye maruz kalınan gün, ay, yıl olarak toplam süreyi azaltmayı planlamalı
    5. Yukarıda sayılan şartları sağlayamıyorsanız kulağı gürültüden koruyucu araçlar kullanılmalıdır. Aşağıda sıralanan bu araçlar 20-40 dB ses zayıflatması sağlarlar.
    1. Kulak kepçesini de içine alan Kulak Kapatıcıları. İyi bir diskjokey kulaklığı da aynı amaçla kullanılabilir.
    2. Kulak kepçesinin konkasını ve dış kulak yolunun bir kısmını tam olarak kaplayan akrilik kalıplar. Bunlar işitme cihazları için yapılan kalıpların deliksiz şeklidir.
    3. Dış kulak yoluna tıkılarak kullanılan hamur kıvamındaki silikon veya vazelinli pamuk şeklindeki tıkaçlar.

    Uyarılar:
    Kuru pamuktan yapılan tıkaç sesi yeterince zayıflatmaz.
    Beklenmedik ani ve yüksek gürültülerden sakınmanın en kolay yolu parmakla kulağı tıkamaktır.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 38: Çocuklarda tinnitus olur mu?
    Cevap 38: Evet.Rahatsız edici subjektif tinnitus çocuklarda erişkinlerdeki kadar sık olduğu halde çocukların tinnitustan kendiliğinden şikayetine seyrek rastlanır. Literatür taramasında çocuklarda tinnitus ile ilgili yayın sayısı oldukça azdır. Normal okula giden sağlıklı çocuklarda tinnitus rastlanma oranı %29'dur ve sorulduğunda %10'u tinnitustan şikayetçidir. Orta ve ileri derecede işitme kaybı olan çocukların %66'sında, çok ileri derecede işitme kaybı olan çocukların %29'unda tinnitus olduğu bildirilmiştir. Diğer bir çalışmada işitmesi normal çocukların % 6-13'ünde, işitme özürlü çocukların %20-29'unda beş dakika veya daha uzun süren tinnitus olduğu bildirilmiştir.
    Çocuklarda tinnitus rastlanma oranının yüksek olduğu yayınlarda bildirilirken Pendik Devlet Hastanesinde tinnitus tedavisine başladığımız 1994 Ocak ayından Ağustos 1996 tarihine kadar tinnitus yakınması ile sadece beş yaşında bir çocuk hasta başvurusu olmuştur.
    Ülkemizde çocuklardaki tinnitusun ileri derecede ihmal edildiği görülmektedir. Çocuk hastamızla tetkiklerin tümü tamamlanmadan temasın kopması bunun açık bir örneğidir. Büyük bir ihtimalle, tinnituslu hasta çocuk, babasını daha fazla tetkik ve tedavi için zaman ve mali kaynak sağlamaya tekrarladığı yakınmalarıyla ikna edememiştir.
    Çocuklarda tinnitus şikayetinin nadir olması tinnitusun kısa sürmesine bağlı olabilir. Diğer bir ihtimal, bir çocuk, delikanlılık çağına veya vucut-imaj-bilinci gelişene kadar tinnitustan yakınmayabilir.
    Çocuklarda subjektif tinnitus sebepleri arasında gürültü, kafa travması, kulak enfeksiyonları ve ototoksik ilaç kullanımı önde gelmektedir. Çocuklar önemini kavrayamadıkları ve normal bir olay olarak kabul ettikleri için tinnitustan şikayetçi olmayabilir. Çocukların yaşam biçimi dikkate alındığında öğrendiklerinin çokluğu ve boş zamanlarını oyunla yoğun doldurmaları tinnitustan yakınmalarını önleyecektir. Bu durum muhtemelen çocuklarda kendiliğinden tinnitus şikayetinin az rastlanmasının sebeplerinden biridir.
    Tinnitusun objektif olmayan karakteri ana-babadan bilgi almayı kısıtladığı gibi konuya gereken önemin verilmesini de önlemektedir.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 39: Sesin kulaktaki ilerleyişi nasıldır?
    Cevap 39: Dış kulak yolunun boyutları nedeniyle sahip olduğu rezonans etkisi, frekansları 2000-3000 Hz arasında olan seslerin daha çok kuvvetlendirilmesini sağlar. Bu frekanslar, konuşma frekanslarının bulunduğu bölgedir. Kulak zarına gelen ses, onu titreştirir. Çekiç kemiğinin kolu kulak zarının bir parçası olduğu için zarın titreşimleri kemik zincire geçer ve üzengi kemiğinin tabanındaki eklemle iç kulak sıvısına basınç değişiklikleri olarak iletilir. Kulak zarının titreşen kısımlarının stapes tabanına oranı 17/1 olup 17 kez kuvvetlendirme sağlar. Örs ve çekiç kemikleri arası eklem de kaldıraç etkisiyle 1,3 kez kuvvetlendirme sağlar. Bu nedenle kulak zarındaki ses, iç kulağa 17X1,3=22 kez kuvvetlendirilmiş olarak verilir. Burada kulak zarının hareketli ve normal yapıda olması, kemikçiklerin hareketli ve kesintisiz olması, sesin iç kulağa iletilmesi için şarttır.
    Sesin bu yolla iç kulağa gidişine "hava yolu iletimi" adı verilir.
    Sesin kafatasının titreşimiyle iç kulağa gitmesine "kemik yolu iletimi" denir.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 40: Koklea (cochlea) nedir?
    Cevap 40: İç kulağın işitme ile ilgili kısmına, şekil benzerliği nedeniyle latince salyangoz anlamına gelen Koklea adı verilmiştir. Koklea, orta direk etrafında 2,7 kıvrım yapar, yatay durur, Tepesi orta kulağın iç duvarına doğru, tabanı iç kulak kanalına doğru durur. İşitme sinirinin düğümü olan Spiral gangliyon, orta direk yapısı içindedir. Spiral gangliyonun merkeze giden sinir lifleri İşitme Sinirini ( Nervus cochlearis) oluşturur. İşitme siniri iç kulak kanalı yoluyla santral işitme sistemine gider. Spiral gangliyonun perifere giden lifleri ise kemik içinden geçerek "Korti organına" girer.
    Soru 41: Korti Organı nedir, nasıl çalışır?
    Cevap 41: Korti Organı, 32 mm uzunluğundaki baziler membran üzerinde yer alır. Dış saç hücreleri ve iç saç hücreleri (işitme hücreleri) Korti organının en önemli parçalarıdır.(şekil 6)
    Şekil 6: Kokleanın kesiti
    Dış saç hücreleri 15 000 tanedir ve üç sıra halinde dizilmiştir. Her birinin 100-120 tane saça benzer uzantıları (sterosilia) vardır ve uzantıların uzunlukları değişiktir. En uzun olanı Tektoriyal membrana sıkıca bağlantılıdır. Dış saç hücrelerinin aktif mekanik özelliği vardır. Devamlı kasılı kalabildiği gibi ses frekansına uygun olarak yüksek frekanslarda da kasılıp gevşeme şeklinde titreşimler yapabilir. Bu mekanik güç Baziler membranın titreşmesine yardım eder. Ses dalgaları Kokleada ilerlerken kendi frekans bölgelerine gelince dış saç hücrelerinin aktif katkısı ile dalga güçlenir. Baziler membranı sese uygun biçimde kuvvetle titreştiren asıl güç budur.
    İç saç hücreleri 5 000 tanedir ve bir sıra halinde dizilmiştir. Her birinin 60 saçsı uzantısı vardır ve hiç biri Tektoriyal membrana değmez, aktif hareket yeteneği yoktur. İç saç hücreleri Baziler membranın her titreşimini sezer ve sinirsel uyarı işaretine çevirir.
    Tektoriyal membran jel kıvamındadır.
    Kulak zarına gelen ses zarı ve kemikçikleri titreştirir. Üzengi (stapes) kemikciği piston veya kapı hareketine benzer şekilde titreşerek iç kulak sıvısını dalgalandırır. Baziler membran, çevresindeki iç kulak sıvısının titreşimlerine uygun olarak titreşir. Baziler membranın titreşmesiyle işitme hücrelerinin duruşu değişir ve uzantıları ileri-geri hareketlenir. İç saç hücreleri, uzantılarının hareketlerini elektriksel işaretlere çevirerek kendine bağlı işitme sinir lifine aktarır. Böylece ses, şekil değiştirmiş olarak sinirler yoluyla beyindeki işitme bölgesine (akustik korteks) gönderilir.
    Korti organındaki işitme hücreleri, baziler membran üzerinde bir piyanonun tuşları gibi dizilmiştir. Saniyede 20 ile 20.000 arasında titreşimleri olan sesler için ayrı işitme hücreleri çalışır. İnce sesler salyangozun tabanındaki, kalın sesler salyangozun tepesindeki işitme hücreleri tarafından işitilir.
    Böyle nazik ve hassas bir sistemin bozulması ve osilasyon yapması ihtimali elbette vardır. Bu ihtimal gerçekleştiğinde Tinnitus duyulmaktadır.



    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 42: İşitme bozukluklarının temelindeki olaylar nelerdir?
    Cevap 42: İletim türü işitme kaybı esas olarak kulak zarı, çekiç-örs-üzengi kemikçiklerindeki sorunlar nedeniyle meydana gelir. Bu nedenle orta kulak sağırlığı da denilebilir. Odyogramda kemik yolu ile ses iletimi, hava yolu ile ses iletiminden daha iyidir.
    örnek:
    Kulak zarındaki çok büyük delikler
    Kemikçiklerin eriyerek birbirleriyle bağlantısının kopması
    Otoskleroz
    Timpanoskleroz (kemikçiklerin çevre yapılara tamir dokusu ile sabitleşmesi)
    Orta kulakta sıvı birikmesi (seröz otit)
    Sensörinöral işitme kaybı, koklea veya işitme sinirindeki bozukluklar nedeniyle sesin işitilememesidir. Odyogramda hem hava yolu ile, hem kemik yolu ile ses iletimi azalmış bulunur.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 43: Fısıltı testi işitme kaybının anlaşılmasında gerçekten yararlı mıdır?
    Cevap 43: Bir kişinin işitmesindeki azalma, konuşmalardaki bazı kelimeleri kaçırmaya başladığında, oldukça belirgin duruma gelir. Kaba bir test olmakla birlikte kolaylığı, Fısıltı testini, deneyimli hekimlerin etkin biçimde kullanmasını sağlar. Fısıltı, soluğumuzu verdikten sonra ciğerimizde kalan hava ile çıkarılır. Dudaklar gösterilmeden fısıldanmış kelimeleri hastanın doğru olarak tekrarladığı mesafe:
    Hafif işitme kaybında ====> 4 m de büyük, 6m den küçük
    Orta işitme kaybında ====> 1 m de büyük, 4m den küçük
    Ağır işitme kaybında ====> 25 cm de büyük, 1m den küçük
    Tam sağırlıkta ====> 25 cm den küçüktür
    Tam sağırlıkta sessiz bir odadaki normal konuşma hiç işitilmez




    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 44: Odyometre ile saf ses işitme testi (odyogram) nasıl yapılır?
    Cevap 44: İşitmesi ölçülecek kişi ses geçirmez bir özel odaya oturtulur ve kulaklıklar takılır. 250-500-1000-2000-4000-8000 Hz frekanslarındaki saf ton sesler sırasıyla dinletilir. Her sesin ancak işitilebildiği seviye o frekanstaki işitme eşiğidir. Bu işitme eşiklerinin bir grafik üzerine noktalar şeklinde işaretlenip yakın noktaların birleştirilmesiyle odyogram denilen işitme eğrileri elde edilir. Bu, hava yolu ile işitme ölçümüdür. Kulak arkasındaki kemiğe vibratör yerleştirilerek benzer şekilde kemik yolu işitmesi de ölçülür.

    --------------------------------------------------------------------------------


    Soru 45: Tinnitusun maskelenmesiyle ilgili bilinen bazı özellikler nelerdir?
    Cevap 45: Biri maskeleyen diğeri maskelenen olmak üzere özellikleri bilinen iki gerçek ses normal bir kulağa verildiğinde kişinin neler duyabileceğini tam olarak kestirebiliyoruz. Oysa maskelenen sesin yerini


  4. #54
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    Uçuk ve aft



    UÇUK VE AFT

    Ağzınızda; konuşmanıza ve yemek yemenize engel olacak kadar şiddetli ağrıya yol açan bir yaranız varsa bilin ki yalnız değilsiniz. Pek çok sağlıklı insan tekrarlayan ağız yaralarından şikayetçidir.

    En sık rastlanan tekrarlayan ağız yaraları uçuk ve aft (aftöz ülser)’dır. Ağızda görüldüğünde birini diğerinden ayırmak güçtür. Bu iki lezyonun nedeni ve tedavileri tamamıyla farklı olduğundan ayırımı çok önemlidir.

    Uçuk nedir?

    Bunlar sıklıkla dudakta görülen içi sıvı dolu kabarcıklara verilen genel bir addır. Ağızda özellikle dişetinde, sert damakta da görülebilirse de nadirdir. Uçuk genellikle ağrılıdır ve ağrı lezyonun ortaya çıkışından birkaç gün önce ortaya çıkar. Bu kabarcıklar saatler içinde patlayarak kabuklanır. 7-10 gün sürer.

    Nedenler:

    Uçuk bir herpes simpleks virüsünün aktif duruma geçmesi ile meydana gelir. Bu virüs, daha önce bu enfeksiyonu geçiren hastalarda sessiz ve sinsi bir şekilde bekler ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ve güneş ışığına maruz kalma gibi durumlarda aktif hale geçer. Tekrarlayan lezyonlar aynı yerde yerleşme eğilimindedir.

    Uçuk yayılabilir mi?

    Evet. Uçuk patladıktan tamamen iyileşene kadar ki süre enfeksiyonun yayılımı için en riskli dönemidir. Virüs gözlerinize, cinsel organlara ve diğer insanlara da bulaşabilir.

    Önleme Önerileri:

    Bir lezyon görüldüğünde ağız içi, burun içi, cinsel bölge gibi mukoz zarlar enfeksiyona karşı korunmalıdır.
    Uçuğu sıkıştırıp patlatmayın.
    Birine dokunurken ya da göz veya cinsel bölgelerinize dokunmadan önce ellerinizi dikkatlice yıkayın.
    Tüm uyarılara rağmen herpes virüsün uçuk olmadan da ulaşabileceği unutulmamalıdır.
    Tedavi:

    Günümüzde kesin tedavisi yoktur ancak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. % 5 asiklovirli merhem gibi bir antiviral ajan kullanılabilir. Doktor ya da diş hekiminizden son gelişmeler hakkında bilgi almak için irtibat kurun.

    Aft nedir?

    Aft dilde, yumuşak damakta, dudak ve yanakların iç kısımlarında görülen küçük, yüzeyel ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5-10 gün sürerler.

    Neden?

    Nedenleri hakkındaki eldeki en iyi kanıtlar stres, travma, asitli yiyecekler (domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere maruz kalma gibi durumlarda lokal bağışıklık cevabında değişiklikler meydana gelmesidir.

    Aftöz ülser yayılabilir mi?

    Hayır. Nedeni bakteri ya da bir virüs olmadığı için lokal yayılımı ya da bir başkasına bulaşması söz konusu değildir.

    Tedavi

    Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsızlık verici durumların ortadan kaldırılması ve enfeksiyondan korunma ile olur.

    Triamkinalon gibi haricen kullanılan bir kortikosteroid ilacı da yardımcı olur. Günümüzde kesin tedavisi bulunamamıştır.

    Diğer yaralar:

    İki haftadan uzun süren iyileşmeyen ağız yaralarında doktorunuza ya da diş hekiminize başvurmalısınız.


  5. #55
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    YÜZ FELCİ: BELL PARALİZİSİ



    Yüz Felci Ne Demektir: Yüz hareketlerini (dudak, yanak, kaş,göz çevresi) yapmamızı yüz siniri (fasial sinir) aracılığı ile sağlarız. Beyinden gelen hareket emirlerini yüz siniri, yüz kaslarına ileterek istediğimiz hareketleri yapmamızı sağlar. Eğer beyindeki veya yüz sinirindeki bazı hastalıklar bu iletiyi engellerse yüz felci oluşur ve yüz hareketleri kısmen ya da tamamen ortadan kaybolur. Yüz felci tıbbi olarak fasial paralizi olarak ismlendirilir.

    Yüz Siniri Nerededir: Beyin ile beyin sapı arasında yüz sinirini oluşturacak lifler karışık bir şekilde gelir. Bu bölüm daha çok Nöroloji ile ilgilidir. Beyin sapından sonra yüz siniri kıvrımlı biryol izler. İç kulak yolundan geçerek, orta kulağında çevresini dolaşır ve kulak arkasından doğru birkaç dal halinde yüz kaslarına ulaşır. Yüz kaslarına ulaşmadan önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden geçer. İç kulak yolundan geçerken işitme siniri ile birlikte bulunur. Yolu boyunca bazı dallar verir ve bu dallar çeşitli görevler yaparlar. Gözyaşı bezinin salgısını, çene altındaki tükrük bezlerinin salgısını ve dilin tat hücrelerinin görev yapmasını da yüz sinirinin dalları sağlar.

    Yüz Felcinin Nedenleri Nelerdir: Yüz felci beyinle beyin sapı arasındaki veya beyin sapından yüz kaslarına kadar olan bölümdeki birçok hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Beyin-beyin sapı arasındaki yüz felci nedenleri genellikle beyin kanamasına bağlıdır ve nöroloji bölümünde incelenirler. Bu nedenlerle oluşan yüz felcine merkezi yüz felci denir. Beyin sapından sonraki yüz siniri hastalıklarında oluşan yüz felcine ise periferik yüz felci denir. Periferik yüz felci yapabilecek bir çok sebep vardır:
    -Bell Paralizisi: En sık görülen yüz felci nedenidir. Nedeni aslında kesin değildir. Yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap oluştuğu düşünülmektedir. Soğuk ve rüzgara maruz kalmanın etkili olduğu bilinmektedir.Sinirin fonksiyonunun kaybolması dışında bir bulgu yoktur. Başka nörolojik bulgu olmamasıyla teşhis konur. Genellikle tam olarak iyileşir.
    -Ramsay-Hunt Sendromu: Virüslerin neden olduğu bir hastalıktır. Bell paralizisindeki bulgulara ilave olarak ağrı ve dış kulak yolunda bazı lezyonlar vardır. Tam iyileşme oranı Bell paralizisine göre biraz daha azdır.
    -Orta Kulak İltihapları: Çocuklarda akut orta kulak iltihabı büyüklerde de kronik orta kulak iltihabı çevresindeki kemiği eriterek ya da mevcut açıklıklardan ulaşarak yüz sinirine ulaşabilir ve yüz felci yapabilir.
    -Sistemik Hastalıklar: Şeker hastalığı, hipertansiyon, nörit(sinir iltihabı), vitamin eksikliği gibi vücudun diğer bölgalerinide ilgilendiren hastalıklar.
    -Tümöral Hastalıklar: Yüz sinirinin kendisinde veya yolu boyunca geçtiği bölgelerdeki tümörler de yüz felci yapabilirler. Bu sinirler iyi ya da kötü huylu olabilirler. Yüz siniri, kaslara gitmeden önce kulak önündeki tükrük bezinin içinden de geçtiği için, bu tükrük bezi tümörleri de yüz felci yapabilir.
    -Travmalar: Kulak çevresine veya yüze gelen travmalar (darbeler) yüz sinirini hasara uğratarak yüz felci yapabilirler.
    -Ameliyatlar: Kafa içinde, kulakta veya tükrük bezinde başka sebeplerle yapılan ameliyatlar sırasında yüz siniri yaralanabilir.

    Ne Gibi Belirtiler Olur: Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusu yüz hareketlerinin azlması veya kaybolmasıdır. Kaş kaldırma, göz kapama, diş gösterme, gülme, yanak şişirme gibi hareketler bozulur. Bunun dışında gözyaşı azalması, tükrük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgularda bulunabilir. Yüz felcini yapan asıl sebebe göre ilave bulgular görülebilir.

    Muayenede Ne Görülür: Muayenede ilk göze çarpan hastanın yüz hareketlerini yapamamasıdır. En sık yüz felci nedeni olan Bell paralizisinde başka bulgu yoktur. Ancak diğer sebeplerde ilave bulgular olabilir. Bunlar arasında dış kulak yolunda lezyonlar, orta kulak iltihabı bulguları, diğer nörolojik bulgular sayılabilir. Orta kulak iltihabı veya bir orta kulak tümörü yoksa kulak muayenesi normal görülür.

    Ne Gibi Tetkikler Yapılır: En sık görülen Bell paralizisi için muayenede başka bir hastalıktan şüphelenilmiyorsa genellikle bir tetkik yapılmaz. Ancak tedavide verilen ilaçların yan etkisi olarak tansiyon ve şeker yükselmesi olabildiği için tansiyon ve açlık kan şekeri ölçümleri yapılabilir. genel olarak yapılabilecek tetkikler şunlardır:
    -Açlık kan şekeri, tansiyon, kolesterol ölçümleri
    -Kafa içinde veya tükrük bezi tümörlerinden şüpheleniliyorsa bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans
    -İşitme testleri
    -Gözyaşı miktarının test edilmesi (schirmer testi)
    -EMG
    -Elektrofizyolojik testler adı verilen ve sinir ileti hızını yada sinirin hastalanma yüzdesini göstermeye yarayan testler (Bu testler özellikle tedavi için ameliyat düşünülüyorsa uygulanır).

    Teşhis Nasıl Konur: Yüz Felci teşhisi hastanın yüz hareketlerinin bozulduğunun görülmesi ile konur. Ancak önemli olan asıl sebebin ne olduğudur. Bunu araştırmak için şüphelenilen duruma uygun tetkikler yapılır ve bir hastalık bulunursa onun tedavisi yapılır. Eğer ilk muayene sırasında yüz felci dışında bir bulgu bulunmadıysa kan şekeri ve tansiyon ölçümleri yapılır ve Bell paralizisi olduğu düşünülerek tedaviye başlanır. İlaç tedavisi ile geçmeyen veye tekrar eden durumlarda özellikle bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans gibi tetkikler başta olmak üzere araştırmalar yapılabilir.

    Nasıl Tedavi Edilir: Yüz felcinin tedaviside yine sebebe göre yapılır. Bell paralizisinde tedavi ilaç tedavisidir. Hastanın diğer hastalıkları izin verirse (tansiyon, şeker yüksekliği veya mide problemleri) kortikosteroidler ve B vitamini ilaçlar verilir. Buna ilave olarak mide için ilaçlar, göz kurumalarını önlemek için yapay gözyaşı veya antibiyotikli kremler verilir. Hastanın dikkat etmesi gereken durumlar olarak yüz kasları üzerine masaj yapılması, sıcak uygulamaları, yüz kaslarını hareket ettirmek için sakız çiğnenmesi sayılabilir. Ramsay-Hunt sendromunda ilave olarak virüslere karşı da ilaç verilir. Eğer yüz felcinin başka bir sebebi bulunursa bu hastalık ilaç ya da ameliyatla tedavi edilir. Bu tedaviler o hastalıkla ilgili bölümlerde anlatılmıştır. Örneğin iç kulak tümörleri veya kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felçleri ameliyat gerketiren hastalıklarken, akut orta kulak iltihabına bağlı yüz felci kulak zarını çizmek ve antibiyotik ile tedavi edilir.

    Ameliyat Gerekli midir?: Yüz felcinin bazı sebepleri ameliyat gerektirir. Yukarıda da bahsedildiği gibi tümör (kafa içinde veya tükrük bezlerinde), kronik orta kulak iltihapları ameliyat gerektirir. Ancak genellikle ilaçla tedavi edilen Bell paralizisi gibi hastalıklarda bazen ameliyat gerektirir. Ne zaman ameliyat gerektiği kesinlik kazanmış bir konu değildir. Buna karar verirken ilaca ne derece yanıt alındığı, yüz felcinin derecesi, elektrofizyolojik testlerin sonuçları ve başlangıçtan beri geçen zaman dikkate alınarak karar verilir. Bu karar doktorunuz tarafından uygun şekilde alınacaktır.

    Ne Gibi Ameliyatlar Yapılmaktadır: Yüz felci sebebine göre değişik ameliyatlar yapılmaktadır. İç kulak tümörlerinde kafa kemiklerini açarak ya da kulak arkasından girerek tümör çıkartılmaya çalışılır. Bazı iç kulak tümörlerinde henüz yüz felci gelişmemişse de ameliyat sonrası oluşabilir. Yüz sinirinden kaynaklanan bir tümör varsa tümörle beraber sinirin bir kısmıda çıkarılır. Geride kalan sinir kısmı onarılmaya çalışılır ancak bunu için bazen başka sinirleri yüz sinirleriyle birleştirmek gerekebilir. Kronik orta kulak iltihaplarına bağlı yüz felcinde orta kulaktaki iltihap temizlenir ve yüz sinirini saran kılıf açılarak iltihabın temizlenmesi sağlanır. Tükrük bezi tümörlerine bağlı yüz felcinde tükrük bezi ile beraber yine sinirin tümörle tutulan kısmıda çıkarılır. Bell paralizisi veya Ramsay-Hunt sendromundaki yüz felcinde ilaç tedavisinin sonucuna göre eğer ameliyat gerekirse genellikle yapılan işlem kulak arkasından girilerek sinire ulaşmak ve etrafındaki kılıfı açmaktır.
    Yüz sinirinin ilaçla ya da ameliyatla tedavi edilemeyeceği görüldüğünde bazı yardımcı ameliyatlar yapılır. Bunlar arasında başka sinirlerle hareket eden kasların yüze transferi, başka sinirlerin yüz sinirine birleştirilmesi, göz kapaklarına altın ağırlık yerleştirilmesiile gözlerin kapanmasının sağlanması gibi ameliyatlar yapılabilir.

    Fizik Tedavi Gerekli midir?: Yüz kaslarına fizik tedavi yöntemlerinin uygulanması yüz sinirine yeniden fonksiyon kazandıran yöntemler değildir. Ancak özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Bu nedenle hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması önerilmektedir


  6. #56
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    YUTMA GÜÇLÜĞÜ: DİSFAJİ



    Yutma güçlüğüne (Disfaji) özellikle yaşlılarda olmak üzere tüm yaş gruplarında yaygın olarak rastlanır. Disfaji terimi yemeklerin ve sıvıların ağızdan mideye geçmesi sırasında zorluk hissetmedir. Bu duruma çoğu tehlikeli olmayan ve geçici olan birçok faktör neden olabilir. Yutma güçlüğü nadiren tümör veya ilerleyici nörolojik hastalık gibi daha önemli patolojiye işaret eder. Kısa bir süre içerisinde yutma güçlüğü kendiliğinden iyileşmez ise kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

    Yutma işlemi nasıl olur?

    İnsanlar katı yiyecekleri yemek sıvıları içmek ve vücudun ürettiği tükürük ve mukusu yutmak için günde yüzlerce kez yutma işlevini gerçekleştirirler. Yutma işlevinin dört fazı vardır:

    1) Birinci faz yiyecek ve içeceklerin çiğnenerek yutmaya hazır hale getirildiği dönem.

    2) Ağız fazı boyunca, dil yiyecek ve içecekleri ağızın arka bölümüne iterek yutma yanıtını başlatır.

    3) Yutak fazında yiyecek ve içecekler hızlıca yutaktan yemek borusuna geçer.

    4) Son faz olan yemek borusu fazında yiyecek ve içecekler yemek borusundan mideye geçer.

    Birinci ve ikinci fazlar istemli kontrol altında oluşurken,üçüncü ve dördüncü fazlar kendiliğinden oluşur.

    Yutma Hastalıklarının Nedenleri Nelerdir?

    Yutma işlevi sırasındaki herhangi bir kesinti yutma güçlüğüne neden olabilir. Yutma güçlüğü sağlıksız dişler, uygun olmayan takma dişler veya soğuk algınlığı gibi basit nedenlere bağlı olabilir. Yutma güçlüğünün en yaygın nedenlerinden biri mideden yemek borusuna geri kaçıştır. Bu durum mide asitinin yemek borusundan yutağa doğru yukarı hareketinin sonucu oluşur. Diğer nedenler arasında felç, ilerleyici nörolojik hastalık, trakeostomi tüpü varlığı, hareketsiz ses teli, ağız, gırtlak veya yemek borusu tümörü ile baş boyun bölgesine uygulanan cerrahi operasyonlar sayılabilir.

    Yutma Hastalıklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

    Yutma güçlüğü inatçı ise ve nedeni bilinmiyor ise bir kulak burun boğaz uzmanı, söz konusu hastanın hikayesini ele alarak muayenesini yapacaktır.

    Bu muayene, aynalar veya özel optik sistemle görüntüleme sağlayan endoskoplar kullanarak dilin arka bölümünün, boğaz ve larenksin incelenmesi yoluyla yapılır. Eğer gerekli ise yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağı incelemesi, kulak burun boğaz uzmanı veya mide ve barsak hastalıkları uzmanı tarafından yapılır.

    Bunun sonucuna göre baryumlu yemek borusu geçiş filmi ile yutma mekanizması fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekebilir.

    Eğer özel patolojiler söz konusu ise,üst mide- barsak sistem filmi veya videofloroskopi ile beraber radyologla temasa geçilebilir. Böylece yutmanın her dört fazınında değerlendirmesi yapılır. Değişik kıvamda yiyecek ve içecekler kullanarak ve hastaya değişik pozisyonlar verdirerek, yutma yeteneğini değerlendirilebilir. Eğer yutma güçlüğü felç veya ilerleyici nörolojik hastalıklara bağlı ise nörolog tarafından değerlendirilmelidir.

    Belirtiler

    Yutma güçlüğünün belirtileri şunlardır.

    Ağızda tükürük artışı

    Yiyecek ve içeceklerin boğaza takılması hissi

    Boğaz ve göğüste rahatsızlık hissi( Mideden yemek borusuna kaçış var ise - Reflu)

    Boğazda yabancı cisim veya parça hissi

    Uzamış veya belirgin yutma güçlüğüne bağlı yetersiz beslenme ve kilo kaybı

    Yutma sırasında kolayca geçmeyen yiyecek parçaları sıvı ve tükürüğe ve bunların akciğerlere aspire edilmesine bağlı olarak gelişen öksürük ve boğulma hissi

    Mümkün Olan Tedaviler:

    Neden belirlenebilmişse, yutma güçlüğü tıbbi tedavi, yutma tedavisi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir.

    Bu hastalıkların birçoğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Mide asit salgısını engelleyen ilaçlar kas gevşeticiler ve asit gidericiler var olan ilaçlardan birkaçıdır. Tedavi yutma hastalığının nedenine göre düzenlenir. Mideden yemek borusuna kaçış sıklıkla beslenme ve yaşama alışkanlıklarını değiştirerek tedavi edilebilir. Örneğin :

    Hazmı kolay yiyeceklerden oluşan bir diyet ile sık aralıklarla ve az miktarlarda beslenmek

    Alkol ve kafeinden uzak durmak

    Kilo ve stresi azaltmak

    Uyku vaktinden önceki üç saat boyunca yemek yemekten sakınmak

    Geceleri yatağın başını yükseltmek.

    Eğer bunlar yardımcı olmazsa yemekler arasında ve uyku vaktinden önce asit giderici kullanmak rahatlama sağlayabilir.

    Birçok yutma hastalığı yutma tedavisinden yarar görebilir. Yutma kaslarının beraber çalışmasını sağlayan ve yutma refleksinin oluşmasını sağlayan sinirleri uyaran özel egzersizler yaptırılabilir.

    Hastalara ayrıca yutma işleminin başarılı şekilde yapılmasına yardımcı olacak vücut ve baş pozisyonlarını öğretebilir.

    Yutma güçlüğü olan hastalardan bazıları yetersiz beslenme problemi ile karşılaşırlar. Mesleki terapist beslenme teknikleri hakkında hasta ve ailesine yardımcı olabilir. Bu teknikler hastayı olabildiğince bağımsız kılar. Diyetisyen veya beslenme uzmanı hasta için gerekli olan yiyecek ve içecek miktarını ve ek besinlerin gerekli olup olmadığını belirler.

    Cerrahi tedavi belirli bazı problemlerin tedavisinde kullanılır. Darlık veya yapışıklık varlığında söz konusu alanın genişletilmesi gerekli olabilir. Kasların ileri derecede kasılması varlığında ilgili kasların genişletilmesi ve hatta serbestleştirilmesi gerekli olabilir. Bu yöntem kas kesilmesi olarak adlandırılır ve kulak burun boğaz uzmanı tarafından gerçekleştirilir.


  7. #57
    esos
    Ziyaretçi esos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Ynt: KBB Hastalıkları

    Yüzücü kulağı kulakta mantar



    YÜZÜCÜ KULAĞI

    Kulak Kaşıntısı ve Mantar Enfeksiyonu

    "Yüzücü Kulağı" Ne Demektir?

    Dış kulak yolu iltihaplarından birine verilen isimdir. Kulağın mantar enfeksiyonu da denir. Bazen mantarlar tarafından oluşturulsa da, özellikle ağrılı vak'alarda doğada sık rastlanan bir bakteri tarafından oluşturulur.

    Nasıl Korunursunuz?

    Su kulağınıza girdiğinde beraberinde mantar ve bakterileri de getirebilir. Çoğunlukla su geri gelir, kulak kurur ve bakteri ile mantarlar problem oluşturmazlar. Fakat su bazen dış kulak yolunda hapsolur ve buradaki cildi yumuşatır. Nemli ortamda bakteri ve mantarlar ürer, beslenir ve kulağı iltihaplandırabilirler.

    Başlangıçta kulaklarda tıkanıklık hissedilir ve kaşıntı olabilir. Kısa zamanda dış kulak yolu şişer, tıkanır ve bazen süt gibi bir akıntı olur. Çok ağrı yapmaya başlar. Kulak kepçesi ve önü çok hassaslaşır. İltihap bu duruma geldiğinde hekim tedavisi gerekir. Bu, boyun bezleri şişerse de geçerlidir.

    Kulağınızda su hapsolduğunu hissettiğinizde koruyucu antiseptik damlalardan kullanarak bütün bu olaylar zincirini önleyebilirsiniz.

    Şayet kulak hekiminiz kulak zarınızın normal ve güvenli olduğunu söylerse, yüzme sonrası kulak damlalarınızı kullanabilirsiniz. Basit alkol damla kullanmak önerilebilir. Alkol, suyu emer, dış kulak yolunun kurumasına yardımcı olur ve aynı zamanda yüzücü kulağında oluşabilecek bakteri ve mantarları öldürebilir. Asetik asit ihtiva eden beyaz sirke de kullanılabilir. Eczaneden alkol veya sirkeyi muhafaza edecek damlalık alabilir ve çantanızda taşıyabilirsiniz.

    "Yüzücü Kulağı"ndan Korunmak

    Şayet yüzme, duş veya banyo sonrası kulağınızda suyun hapsolduğunu veyahut kulağınızın nemli kaldığını hissederseniz, bu kulağınız yukarıda kalacak şekilde başınızı eğiniz ve kulak kepçenizi yukarı ve geriye doğru çekerek damlalarınızı damlatınız.

    Damlaların heryere ulaşmasını sağlamak için kulağınızı ovalayınız, daha sonra kulağın kuruması için kulağınızı aşağı yönde çeviriniz.

    Şayet kulak probleminiz tekrarlayan bir eğilim gösteriyorsa, kulak, burun, boğaz hekiminiz yüzmeden önce kulaklarınızı nasıl koruyacağınızı anlatacaktır.

    Dikkat!

    Şayet kulağınız hâlen iltihaplı, kulak zarınız delinmiş veya önceden delik ise, hasar görmüşse veyahut kulak operasyonu geçirmiş iseniz, yüzmeden ve kulak damlası kullanmadan önce kulak, burun, boğaz hekimine danışmanız lazımdır.



    Kulaklar Neden Kaşınır?

    Kaşınan her türlü kulak, kişiyi deli eder. Ani oluşan kaşıntılara sıklıkla mantar enfeksiyonu sebep olur, daha uzun süreli durumlarda sıklıkla kronik dermatit denilen deri inflamasyonu kaşıntının sebebidir. Başta oluşan kepek gibi dış kulak yolunda da kuru, ince ve bol miktarda kepek oluşabilir, buna "seboreik dermatit" adı verilir. Bazı kişiler, yiyeceklerinde değişiklik yaparak (yağlı yiyecekler, karbonhidratlar, çikolata gibi yiyeceklerden uzak durarak) bu durumun önüne geçebilirler. Hekimler kulaklar kaşındığında genellikle yağlı veya kortizonlu damlalar önerirler. Uzun süreli tedavisi olmasa da kontrol altında tutulabilirler. Nadir olarak kulak kaşıntısı alerjik de olabilir ve bu durumun tedavisi farklıdır.

    Kaşıntılı, kepekli kulaklar veya kulak akıntısının biriktiği kulaklar, "yüzücü kulağı"nın gelişmesine yatkındırlar. Bu kişiler özellikle kulakları ıslak kaldığında koruyucu kulak damlaları kullanmaları konusunda bilinçli olmalıdırlar. Yüzme mevsimi başlamadan önce kulaklarını temizletmeleri de çok yardımcı olur.



    Tatarcık, Sinek ve Yabancı Cisimler?

    Kulak içerisine giren birçok böcek vardır, tatarcık, güve, hamamböceği bunların başında gelir. Tatarcıklar kulak akıntısı içerisinde hapsolur ve uçamazlar. Daha büyük böcekler kulak içerisinde dönemezler ve geri çıkamazlar. Bu yüzden sürekli hareket ederek kişide kulak ağrısına, sese ve korkuya sebep olurlar.

    Tatarcıklar ılık su ile yıkanarak kolayca çıkartılabilirler (Yıkadıktan sonra hem kulağın kuruması hem de antiseptik amaçla alkol damlatmayı unutmayınız). Büyük böcekler için ilk yapılacak şey kulağın mineral yağ ile doldurulmasıdır, yağ böceğin nefes deliklerini tıkayarak ölmesine sebep olur. Bu durum 5 ilâ 10 dakikada gerçekleşir. Bundan sonra böceğin çıkartılması için hekime başvurmanız gerekir.

    Boncuklar, kalem uçları, silgiler, plastik oyuncak parçaları, kuru fasulyeler çocukların kulaklarına soktukları sık yabancı cisimlerdendir. Bunların çıkartılması çok hassas bir iştir ve mutlaka bir kulak burun boğaz hekimince yapılmalıdır.

    Kulaklar, Yükseklik ve Uçak Yolculuğu

    Uçak yolculuğu sırasında niçin kulaklarınızda "pop" diye bir basınç hissettiğinizi hiç merak ettiniz mi? Veya niçin basınç hissetmediğiniz zaman kulak ağrınız olduğunu düşündünüz mü? Uçaklar inişe geçtiğinde çocukların niçin yaygara çıkartıp ağladığını hiç merak ettiniz mi?

    Uçak yolculuğu sırasında karşılaşılan en sık tıbbi problem kulak problemleridir. Çoğunlukla basit rahatsızlıklar olur, nadiren geçici ağrı ve işitme kaybı oluşur. Bu broşür uçak yolculuğunuz esnasında karşılaştığınız hafif kulak problemlerinizi ve nasıl korunacağınızı anlamanız için hazırlanmıştır.

    Yapı

    Kulak genel olarak üç bölüme ayrılır:

    a)Dış kulak: Başın yan tarafında görülen kulak kepçesi ile içeriye kulak zarına kadar devam eden dış kulak yolundan oluşur.

    b)Orta kulak: Kulak zarı ile iç kulak arasında kalan ufak boşluktur. Burada üç adet kemikçik, kulak kemiğinin hava boşlukları bulunur.

    c)İç kulak: Kulak kemiğinin iç kısmında bulunan ve işitme ile denge sinir uçlarını ihtiva eden bölümdür.

    Hava yolculuğu sırasında probleme yol açan, orta kulak bölümüdür. Ufak bir hava boşluğu olduğu için, basınç değişikliklerinden etkilenir.

    Normal olarak her yutkunduğunuzda (veya ikinci üçüncü yutkunduğunuzda) kulaklarınızda ufak bir çıt sesi veya basınç oynaması hissedersiniz. Bu esnada geniz ile orta kulak arasındaki östaki borusu vasıtası ile orta kulağınıza hava kabarcığı geçmiştir. Orta kulaktaki hava burayı döşeyen doku tarafından sürekli emilir fakat "östaki borusu" her yutkunuşta sürekli hava sağlar. Bu sayede kulak zarının her iki tarafındaki hava basıncı eşitlenir. Şayet bir şekilde basınç farkı oluşursa, kulaklar tıkalı imiş gibi hissedilir.

    Östaki Borusu ve Kulakların Tıkanıklığına Neler Sebep Olur?

    Östaki borusu, birçok sebepten dolayı tıkanabilir veya ağzı kapanabilir. Bu durumda, orta kulak basıncı eşitlenemez.

    Orta kulaktaki hava sürekli emilir ve yenilenemediği için vakum oluşur, kulak zarı içeri doğru çöker. Gergin kulak zarı normal olarak titreşemez ve sesler donuk, az gelir. Kulak zarının gerginleşmesi de ağrı oluşturabilir. Şayet bu durum bir süre devam ederse, ota kulaktaki basıncı eşitleyebilmek için, orta kulağı döşeyen dokudan kan serumuna benzer bir sıvı sızarak burayı doldurur. Bu duruma "orta kulakta sıvı", "seröz otit" veya "aero-otit" ismi verilir.

    Östaki borusunu tıkanmasına yol açan en sık sebep basit soğuk algınlığıdır. Sinüs iltihapları ve burun alerjileri de (saman nezlesi gibi) sık sebeplerdendir.

    Östaki borusu ve onu döşeyen döşeyen doku, burun ve genizin devamıdır. Bu devamlılıktan dolayı çoğunlukla burunun tıkalı olması, kulakların da tıkalı olmasına ve böyle hissedilmesine sebep olur.

    Östaki borusunun tıkanmasının bir diğer sebebi dokularda şişliğe yol açan orta kulak iltihaplarıdır.

    Östaki borusu yetişkinlere göre daha dar olduğu için çocuklar tıkanıklığa daha yatkındırlar.

    Hava Yolculuğu Nasıl Problem Yaratır?

    Hava yolculuğu esnasında ani basınç değişiklikleri olur. Bu basınç değişikliklerinin eşitlenmesi için östaki borusunun o esnada hemen açılıp kapanabilmesi lazımdır. Bu olay özellikle uçak inişe geçtiğinde görülür.

    İlk dönemde basınç eşitlenmesi sağlanamayan uçaklarda bu gerçek bir problem oluşturmaktaydı. Günümüzde bu olay en aza düşürülmüştür. Buna rağmen hâlâ bazı önlenemeyen basınç değişiklikleri olabilmektedir.

    Gerçekte, basınç değişikliğine yol açan her türlü durum problem yaratır. Aynı durumla, yüksek binalarda hızla hareket eden asansörlerin içinde veya suya dalarken karşılaşırsınız. Derine dalan dalgıçlara ve pilotlara bu durumla nasıl başedecekleri öğretilir. Siz de kendi metodunuzu öğrenebilirsiniz.

    Kulaklarınızın Tıkanmasını Nasıl Önlersiniz?

    Yutma işlemi östaki borusunu açan kasları harekete geçirir. Sakız çiğnerken veya naneli şeker yerken daha sık yutkunursunuz. Bunlar inişe geçmeden önce yapılabilecek iyi egzersizlerdir. Esnemek daha bile iyidir. Esnerken bu kas daha iyi uyarılır. İniş sıasında uyumamaya dikkat etmeniz gerekir çünkü uyurken yutkunma işlemi çok yavaşlar (uçuş ekibi inişe geçildiğinde sizi uyandırmak ister).

    Şayet yutkunmak ve esnemek etkili değilse şu metod en iyi sonucu verir: 1)Burun kanatlarınızı elinizle sıkıca kapatınız 2)Ağızdan kuvvetli bir soluk alınız 3)Ağzınız ve burnunuz kapalı olduğu halde bu nefesi yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak dışarı üflemeye çalışınız, böylece basınçlı hava östaki borusundan orta kulağa geçebilir. Kulağınızda basınç veya ses hissttiğinizde başardınız demektir. İniş sırasında bunu birçok kez yapmanız gerekebilir.

    Bebekler bu işlemi yapamazlar fakat bir şey emerlerse rahatlarlar. İniş sırasında bebeğinizi emziriniz veya besleyiniz ve uyumalarına müsaade etmeyiniz.

    Hangi Tedbirleri Almalısınız?

    Kulaklarınuıza hava ile basınç yaparken karnınızı ve göğsünüzü kullanmayınız çünkü bu durumda çok fazla basınç oluşur. Uygun basınç sadece yanak ve yutma kaslarınızı kullanarak sağlanır.

    Soğuk algınlığınız, sinüs iltihabınız veya alerjiniz varsa en iyisi uçuşu ertelemektir.

    Son günlerde bir kulak müdahalesi geçirmişseniz, doktorunuzdan uçuş hakkında bilgi alınız.

    Burun Açıcı İlaçlar ve Burun Spreyleri?

    Deneyimli yolcular inişe geçmeden yaklaşık bir saat önce burun açıcı bir ilaç veya sprey kullanırlar. Bu ilaçlar kulağa giden dokuları büzerek orta kulak havalanmasına yardımcı olurlar. Aynı sebepten dolayı alerjisi olan kişiler de alerji ilaçlarını uçuş öncesi almalıdırlar.

    Burun açıcı ilaçların yüksek tansiyonu, kalp problemi, kalp ritm bozukluğu, tiroid hastalığı, aşırı sinirliliği olan kişilerce kullanılmadan önce mutlaka bir hekime danışılması gerekmektedir. Aynı şekilde hamile bayanlar da hekimlerine danışmalıdırlar.

    Kulaklarınız Açılmazsa Ne Yapılmalı?

    İnişten sonra da basınç eşitleyici hareketler yapabilir ve burun açıcı ilaçlara devam edebilirsiniz (burun açıcı spreyleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeyiniz ve uzun süre kullanmayınız aksi takdirde daha fazla tıkanıklığa yol açabilirler). Kulaklarınız hâlâ açılmıyor ve ağrıyorsa kulak hekimine başvurmanız gerekir. Hekiminiz, kulak zarınızı çizerek orta kulağınızdaki basıncı veya sıvıyı boşaltmaya ihtiyaç duyabilir


Bu Konuyu Okuyan Üye(ler) : 0

Şu anda listelenecek üye yok.

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •